BU ÖYKÜLER NE YAZIK Kİ GERÇEKTİR...

'Bu öyküler ne yazık ki gerçektir...'

Sosyal Hizmet Uzmanı Mollamehmetoğlu, meslek yaşamında, yüzlerce
insanın türlü acılarla dolu öyküsünü, sorunlarını, çaresizliklerini
dinledi, onlara yardımcı olmaya çalıştı. ''Bu kitaptaki öyküler ne
yazık ki gerçektir'' cümlesiyle başladığı isimsiz kitapta, tanıklık
ettiği yaşam öykülerinden bazılarını topladı.

AA
Güncelleme: 11:04 TSİ 07 Nisan. 2010 Çarşamba

TRABZON - Acıların tüm sahiplerinden sadece insan olarak özür
dilediğini kaydeden Trabzon Sosyal Hizmetler Müdürlüğü'nde görevli
Sosyal Hizmet Uzmanı Gülizar Mollamehmetoğlu, ''Keşke bu olanları hiç
yaşamasalardı. Bu acılardan geçerken, ellerinden tutup, rehberlik
etmeme izin verdikleri için, onlara teşekkür ediyorum.'' diye konuştu.

Kitap yayımlandıktan sonra büyük ilgi gördüğünü belirten
Mollamehmetoğlu, kitapla ilgili maddi hiç bir kazancının olmadığını,
gelirin Yetiştirme Çağındaki Çocukları Koruma Derneği, Trabzon
Şubesi'ne verileceğini ifade ederek, ''Kitap ilk çıktıktan sonra, bine
yakını hemen satıldı. Kitap ile ağlayan çocukların, terk edilmiş
insanların birileri tarafından fark edilmesini istiyorum.'' dedi.

KURGU DEĞİL HAYATTAN
Yaşanmış olayların hüzünlendiren öykülerine tanıklık eden kitapta,
babası ve kardeşi tarafından sürekli dövülen ve 17 yaşında evlenen,
evlendikten sonra da kocası ve kayınvalidesi tarafından dövülmeye
devam eden anne ve 2.5 yaşındaki çocuğun hikayesinden kısa bir bölüm
şöyle anlatılıyor:

''Odamdan içeri giren 2,5 yaşında, soğuktan kızarmış elleri olan bir
çocuktu. Annesinin gölgesinde çaresizdi. Çocuğunun girdiğini gören
anne zaman kaybetmek istemeden bütün sabırsızlığıyla artık kapı ağzına
gelmiş acısını çıkartmak için derin bir nefes aldı. 'Dün gece
terminalde kaldık oğlumla. Bu sabah polisler buraya gelmemizi söyledi.
Kalacak yerimiz yok gidecek yerimiz de.' Çok tanıdık cümleydi bu.
Yüzüne baktığımda gördüm ki gencecik yüzü acıdan ve kederden kolları
kesik izleriyle doluydu. Belli ki bu dünyada duracak hali de yoktu.

'Babamın içki parası, ağabeyimin harçlığını kazanmama rağmen ben ve
oğlum kocaman eve sığamadık. Oğlumu dövmeye başladılar artık
dayanamadım. O ara biriyle tanıştım. Bir şantiyede ustabaşıymış.
'Gelin benimle, evlenelim' dedi, 'yok' diyemedim. İki ay nikah
istedim, tokat attı. Sonra öğrendim ki evliymiş. Dağ başında bir
şantiyede en mutlu zamanlarımızdı oğlumla bağlama çaldığım saatler.
Beni dövmesine ses çıkarmadım, ama oğluma tokat attı. Kuzum nasıl da
ağladı. 'Sakın oğluma dokunma, seni öldürürüm.' dedim. O da kalktı,
oğluma bir daha vurdu. Sustum. Ben onu öldürürdüm, ama beni tutuklu
ettikleri yerde, kuzum yaşamasın istedim. Sonra yıllardır sakladığım
57 liramı alıp yola çıktım. Trabzon'a ulaştığımızda paramız bitmişti."

''SİLAHIMI AL ABLA''
İl dışında çalışırken, habersiz eve gelen ve eşinin cep telefonunda
başkasına ait mesajlar gören iki çocuk sahibi babanın hikayesinden ise
bir bölüm de şöyle:

''İçeri girdi. 'Derdimi bırakacak kapı arıyorum, kapı burası mı' dedi.
'Sen derdini söyle, kapı burası değilse bile en azından doğru kapıyı
gösteririm' dedim. Sustu. Gözlerini gözlerime dikti. Hınçla baktı.
Yalnız görüşmemizi istedi. Görüşme odasına çıktık. Masanın üzerine bir
silah bıraktı. 'Çocuklarımı emanet edeceğim yeri arıyorum abla, karımı
öldüreceğim' dedi. 'Doğru yerdesin' dedim. Bu kadar iyi babaları
varken bu programı tek başıma yapmamın yanlış olacağını ifade ettim.
Gözleri doldu. Ağlamak istemediği ısırıp ısırıp bir türlü kanatamadığı
dudaklarından belliydi. Canlarını emanet etmek isteyip, can almak
isteyen bir babaya bakıyordu gözlerim.

'Para kazanmak için sık sık gurbete çıkardım. İki ve bir yaşlarında
iki tane çocuğum var. Çocuklarım doğduktan sonra daha çok çalıştım.
Sonra bir akşam sürpriz yapmak için çalıştığım il dışından eve erken
döndüm. Eşim banyodaydı. Şeytan dürttü, eşimin cep telefonunu
karıştırdım. Başka birinden gelen mesajları gördüm. Banyodan çıkan
eşim yüzüme baktığında elimdeki telefonu görüp koşarak kaçmaya
başladı. Peşinden gidecektim, küçük oğlumun ağlamasını duydum. Divanın
kenarından düşmek üzereydi. Koştum yakaladım oğlumu. Ne var ki, onu
beşiğini koyduğumda, eşim kaçmıştı.' dedi.

Karşımda duran onuru yaralı, babalığı koşulların inisiyatifinde
olmayan fakat gerçekten iyi bir babaydı. Koparıp atılmış bir yanı için
çıldırıyordu. Onu, karnının zayıf olduğunu gördüğüm yerinden
yakaladım, babalığından.

Altı ay sonra odamda otururken kapı açıldı. İçeri girdi. Çocukları
iyiydi ve babaları başlarındaydı. Aldatılan, aldatandan hep daha fazla
utanmıştır.''

''TORUNUMU DEVLETE BIRAKMAK İSTİYORUM''
Oğlu ve gelini trafik kazasında ölen ve 10 yaşındaki kız torunu ile
tek başına yaşayan yaşlı bir dedenin hikayesi de şu satılarla
anlatılıyor:

''Merkezden ayrılıp dağ köylerinden birine çıktık. Bu köy oldukça uzak
ve yüksekti. Sanki terk edilmişti. Evi uzaktan görüp bacasından çıkan
dumanı fark ettiğimde birazcık rahatladım. Bu bile işaretti içerde
yaşamın sürdüğüne, ısınıldığına, yemek yapıldığına. Eve girdiğimde
hissetiğim sıcaklık ve hüzündü. Yaşlı bir adam sobanın yanındaki
divanda uzanmaktaydı. Omuzları çökmüş upuzun beyaz sakallı bu adam
toparlanıp kalkmaya çalıştı.

'Oğlum 5 yıl önce karısıyla beraber Zonguldak'ta geçirdikleri trafik
kazasında öldü. Ondan geri bir torunum kaldı. Önceleri çok kızdım,
neden benden önce benim tek oğlumu aldı diye. Karım sağken birlikte
dayandık acıyla, torunuma ikimiz baktık. Ama iki sene önce karım da
öldü. Torunum şimdi on yaşında. Yeni taze fidan gibi öksüzüm, ben
kururken. İyi geliyor bana. Ama hastalığım çok ilerledi. Korkuyorum.
Eve gelmezse düşüp arayamaz bu ayaklar. Aç kalsa, toprağı kazıp,
çıkaramaz bu eller.'' dedi ağladı.

'Torunumu kimseye emanet edemem. Devletime emanet etmek istiyorum.
Kimseye bırakamam torunumu.' diyerek devam etti cümlelerine.

TEK BAŞINA BIRAKILAN YAŞLI KADIN
Kocası ölen, çocuğu olmayan ve akrabaları tarafından da terk edilen
bir kadının hikayesinden bazı bölümler şu şekilde kitapta yer aldı:

''Polislerle birlikte geldi. 'Hayırlı işler kızım, kolay gelsin.
Kusura bakmayın memurları da sizi de rahatsız ediyorum.' dediğinde,
içinde insan olan hiç bir konuda, tümevarım olmadığına karar verdim.

'Kocam 7 sene önce öldü. Çok yalvardım, çok uğraştım, çok istedim ama
olmadı çocuğum. Akrabaları bakmaya başladı beni. Zamanla kaldığım
evlerde kavgalar çıkmaya başladı. Zaman içinde kaldığım evlerdeki
odadaki yatağım koridorlara taşınmaya başladı bahanelerle. Son
kaldığım evden de gönderildim. Bir akşam yeğenim, 'Seni terminale
götürüyorum.' dedi. 'Kim karşılayacak beni?' dedim. 'Ben arayacağım
akrabaları.' dedi. Trabzon'a geldim. Saatlerce bekledim kimse
gelmedi.'

Ne kadar kolaydır bir otobüse koca bir hayatı sıkıştırıp başından
savmak. Ellerinden bastonları alındığında düşmezler, ihtiyarların
dayanağı bastonlar değil, sırtlarını yasladıkları canlı duvarlar ve
yalnızlıklarında kendilerine yankılanan insan sesleridir. Yanlış
biliriz, ihtiyarlar el öptürmeyi beklemezler bayramlarda, el vermek
isterler aslında kendilerinden arda kalanlara.''

''ESKİ BİR KÖMÜRLÜK ODAYA"
Hasta annesiyle kalan ve babası kendilerini terk eden bir çocuğun
hikayesi de  şöyle öykülendiriliyor:

''İsmi Mert'ti. O daracık köhne evlere dolu buram buram kızgın yağ,
is, kanalizasyon hepsinin toplamı yoksulluk kokan sokakta arkadaşları
çağırdı onu resmi aracın yanına. Bu onu ilk görüşümdü ve hep
unutmayışım olacaktı. O aracın önünde yürüyerek götürdü beni
kendisinin evim dediği, hayatın yuva olarak verdiği, eski bir kömürlük
odaya. İçeride eski bir kilim, minder ve soba vardı. Ama bunların
varlığı da hemen algılanmıyordu. O karanlık içinde ilk görülen, zayıf,
hastalığın etkisiyle cildi kararmış, güçlükle ayakta duran gözleri
ürkek kadındı.

Durdu ve bütün gücünü toplayıp kendi kırılgan haline tezat keskin bir sesle:

'Ben oğlumu vermem, niye geldiniz' dedi ve ''Oğlum olduğunda ilk defa
benim bir şeyim oldu. Hep başkalarının eşyalarını giydim. Kocam bile
benim olmadı.'' diye devam etti.

Kocası hastalığı ilerlediği zaman onları terk etmiş, 4 yıldır kocası
hiç arayıp sormuyormuş.

Aile desteklenmeye başladı. O çocuktan gelen ilk çiçekti yaşamım
boyunca aldığım en ezen, en ağır hediye. Ayda kendine bağlanan 200
liradan, bana da bir demet karanfil parası düşürmüştü, o kocaman
taklidi yapan küçük çocuk.''

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !