Google

SSK

BAĞKUR

EMEKLİ SAN

YAŞLI ÖZÜRLÜ

ÖNEMLİ LİNKLER

FORM

TATİL

Yurtdışı

Emeklilik

Sağlık

Sigortalama

e-Hizmetler

Arşiv

İletişim

Buraya tıklayarak Engelliler.Biz Platformu'nun düzenlediği Arabam Benim Bacaklarım kampanyasına destek verebilirsiniz
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics border="0"

myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

ÇÖREK OTU

ÇÖREK OTUNUN ESRARI
Dr. Hasan Şemsi Paşa
Kalp Hastalıkları Uzmanı

Ebû Hureyre'nin nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v) "Çörek otunda ölüm hariç her türlü hastalığın şifası vardır" demiştir (Buhârî, "Tıp", 7; Müslim, "Selam", 88; İbn Mâce, "Tıp", 6; Tirmizî, "Tıp", 5). İbn Şihab, bu hadiste geçen "sâmm" kelimesinin "ölüm" anlamına geldiğini ifade etmektedir.
Çörek otu, son iki yıldan bu yana daha önce görmediği kadar bir ilgiyle karşılaşmıştır. Bu konuda zaman zaman bazı çalışmalar yayınlanmıştı. Ancak geçen son iki yıl zarfında güvenilir uluslar arası dergilerde onlarca ilmî araştırma yayınlandı. Bu araştırmaların büyük bir kısmı hayvanlar üzerinde yapılmışsa da çörek otunun faydası üzerine gerek doğuda ve gerekse batıda yayınlanan araştırmaların insanı hayrette bırakacak sayıda çok olması ve çeşitliliği gerçekten ilgi uyandırmaktadır. Hz. Peygamber ( s.a.v) "Size çörek otunu tavsiye ediyorum. Çünkü onda ölüm hariç her derdin devası bulunmaktadır" buyururken nasıl uyandırmaz ki! Gerçekten laboratuar araştırmaları, çörek otunun bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve buna bağlı olarak vücudu tahrip eden mikroplara ve virüslere karşı gücünü, ayrıca kansere karşı direncini artırdığını ortaya koymuştur. Bugün Amerika'nın en büyük enstitüsünde Dr. Ahmed el-Kâdî ve Dr. Üsame Kandil ileri safhadaki kanser ve aids hastalarına bala katılmış çörek otu vermektedirler.
Londra Kings College Üniversitesinde yapılan bir çalışma 1997 yılında yayınlandı. Yapılan araştırmada çörek otunun iki çeşit yağ ihtiva ettiği ortaya kondu. Bunlar % 0.45 oranında anti enflamatuar (iltihap önleyen) özelliğe sahip olan uçucu yağ, diğeri ise % 33 oranında sabit yağdır.
Araştırmacılar çörek otunun uçucu yağının romatizma gibi, eklem hastalıkları iltihabını hafifletmede etkin olduğunu ortaya koymuşlardır.
Londra Kings College Üniversitesinde yapılan bir araştırma, çörek otunun bazı mikropların etkinliğini yavaşlattığını ve iltihap oluşmasını engelleyici bir özelliğe sahip olduğunu ortaya koymuştur.
Çörek otunun nefes darlığı ve solunum yolları iltihabının tedavisinde faydalarına işaret eden bir araştırma yapılmıştır. Bir başka araştırmada çörek otu özünün meme, prostat, cilt kanseri gibi bazı kanser türlerinde kanser hücrelerinin gelişmesini yavaşlatmayı başardığı ortaya konmuştur. Bir başka araştırma çörek otunun fagositik (phagocytic) hücrelerinin candida albicans adındaki bir çeşit mantar türünü yutma gücünü arttırdığını ortaya koymuştur.
Bu makalede bu alanda yayınlanmış yeni çalışmalardan birkaçına değinmek istiyoruz.
Çörek Otu Karaciğeri Tahripten Korur
Bilindiği üzere çörek otu yağı, karaciğeri bazı zehirli türlere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir. Çörek otunun halk tarafından karaciğer hastalıklarında şifalı bitki olarak kullanılmakta olduğunu da bilmekteyiz.
Bundan dolayı Demmam Kral Faysal Üniversitesinden Dr. el-Ğâmidî, yaptığı bir çalışmada çörek otu çözeltisinin fareler üzerinde karaciğeri carbon tetrachloride adındaki zehirli maddeye karşı korumadaki etkisini ortaya koymuştur.
Bu araştırma 2003 Mayısında Am J. Clin Med Dergisinde yayınlanmıştır. Yapılan çalışma göstermiştir ki çörek otu çözeltisi, karaciğer üzerine carbon tetrachloridin zehirli etkisini azaltıcı bir sonuç vermektedir.
Çörek otu verilen farelerde karaciğer enzim düzeyi daha düşük çıkmıştır. Bunun yanında karaciğer dokusu üzerine zehirli maddelerin etkisi ise daha az görülmüştür.
Bir başka araştırma 2003 Eylül'ünde Phytother Res Dergisinde yayınlanmıştır. Bu makalede araştırmacılar carbon tetrachloride gibi zehirli maddeler verilen farelerde çörek otu tedavisi neticesinde karaciğer tahribatının daha az olduğunu ortaya koymuştur.
Çörek Otunun Karaciğer Kanserinden Korumadaki Etkisi
J. Carcinog Dergisinin 2003 sayısında yayınlanan bir çalışmaya göre Sri Lanka Kelaniya Üniversitesinden uzmanlar diethylnitrosamine vererek karaciğer kanseri oluşturdukları 60 fare üzerinde araştırma yapmışlardır. Bu farelerden bir grubuna çörek otundan bir karışım verilirken, diğer gruba sadece ot verilmiştir. Daha sonra araştırmacılar bu fareleri on hafta süreyle izlemeye almışlar ve deney farelerinde karaciğer dokusunu inceledikten sonra kanser etkisinin şiddetinin çörek otu karışımı ile tedavi edilen farelerde daha az olduğunu ortaya koymuşlardır. Araştırmacılar buradan bu çeşit maddelerin karaciğeri kanserojen etkilerden korumada payı olduğu sonucunu çıkarmışlardır.
Çörek Otunun Kolon Kanserinden Korumadaki Etkisi
Acaba insan çörek otu sayesinde kolon kanserinden korunabilir mi? Mısır Tanta Üniversitesinden araştırmacılar bu soruya cevap vermeye çalışmış ve araştırmalarını 2003 Şubatında Nutr Cancer Dergisinde yayınlamışlardır. Araştırmacılar 45 fareye kolon kanserine yol açan kimyasal madde vermişler, 30 fareye de ağız yoluyla çörek otu yağı içirmişlerdir. Deneyin yapılmasından on dört hafta sonra çörek otu yağı verilen farelerde kolon, karaciğer veya böbrek üzerinde herhangi bir kanserli değişiklik olmadığını görmüşlerdir. Bu da bize çörek otunun uçucu yağının kolon kanseri oluşumunu engellemedeki gücünü göstermektedir.
Çörek Otu ve Meme Kanseri
A.B.D Jackson Mississipi Üniversitesinde yapılan ve Bio Med Sci Instrum Dergisinde 2003 yılında yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar çörek otu özü kullanmanın meme kanseri hücrelerini yavaşlatmadaki etkisini ortaya koymuşlardır. Bu çalışma bu alanda daha fazla çalışmanın kapısını aralayacak niteliktedir.
Çörek Otu ve Şeker Hastalığı
2003 Aralığında Tohoku J Exp Med Dergisinde yayınlanan bir çalışmada Türkiye 100. Yıl Üniversitesinden araştırmacılar şeker hastalığına yakalattıkları 50 fare üzerinde deney yapmışlardır. Bunu farelere karın zarından (periton) girerek streptozotocin maddesi vererek yapmışlardır. Bundan sonra fareler iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruba otuz gün süre ile her gün karın zarından (periton) uçucu çörek otu yağı verilmiştir. Diğer gruba ise çörek otu yağı içermeyen tuzlu bir sıvı verilmiştir. Araştırmacılar şeker hastalığına yakalanmış farelerde çörek otu yağının kanda şeker oranını düşürdüğünü ve insülin miktarını arttırdığını tespit etmişlerdir. Ayrıca çörek otu yağı insülin salgılanmasından sorumlu pankreasta beta hücrelerini harekete geçirip, çoğaltmıştır. Bu da çörek otunun şeker hastalığının tedavisinde yardımcı olabileceğini ortaya koymaktadır.
Japonya'da yapılıp 2002 Aralığında Ress Vet Sci Dergisinde yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar çörek otu yağının şeker hastalığına yakalandırılan farelerde insülin salgısını arttırdığını tespit etmişlerdir. Deney farelerinde çörek otu yağı kanlarında şekerin düşmesine yol açmıştır.
Dr. Muhammed ed-Dehâhınî'nin 2002 yılında Planta Med Dergisinde bir araştırması yayınlanmıştır. Doktor bu çalışmasında kan şekerini düşüren çörek otu yağının etkisinin kanda insülin miktarını arttırarak değil, aksine pankreas harici bir yoldan sağlamış olabileceğini ileri sürmüştür. Fakat bu konuda daha çok bilimsel çalışma yapmaya ihtiyaç vardır.
Türkiye'de 100. Yıl Üniversitesinde yapılıp, 2001 yılında yayınlanan bir araştırmada bu kez Yeni Zelanda tavşanları kobay olarak kullanılmıştır. Tavşanlar iki gruba ayrıldıktan sonra bir grup şeker hastası yapılmış ve ağız yoluyla iki ay süreyle günlük olarak çörek otu özü ile tedavi edilmiştir. Araştırmacılar bu inceleme sonunda çörek otu özüyle tedavi edilen tavşanlarda kan şekerinin düştüğünü, bunun yanında damar sertliği oluşumunu azaltmada rolü olan antioksidan maddelerin arttığını tespit etmişlerdir.
Çörek Otu ve Alerjik Hastalıklar
Berlin (Almanya) Charite Üniversitesinde yapılan bir çalışmaya göre araştırmacılar alerjik hastalıklara yakalanmış 152 hasta üzerinde bir çalışma yapmışlardır. (Bu hastalarda alerjik burun iltihabı, astım ve egzama hastalıkları bulunmaktaydı.) Yapılan çalışma Tohoku J Exp Med Dergisinin 2003 sayısında yayınlanmıştır. Bu alerjik hastalar, çörek otu yağı ihtiva eden kapsüllerden günlük 40- 80 mg. arası verilerek tedavi edilmişlerdir.
Hastalardan bu deney süresince özel ölçüm araçlarıyla kendilerindeki belirtileri kaydetmeleri istenmiştir.
İmmunglobilin-E (IgE) ölçümü gibi laboratuar tetkikleri ile hastaların akyuvar sayısı, cortizol hormon düzeyi, iyi huylu (HDL) ve kötü huylu (LDL) kolesterol düzeyleri ölçülmüştür. Yapılan çalışmalar astım veya alerjik burun iltihabı ya da egzama hastalığına yakalanmış kişilerde belirtilerin iyiye doğru gittiğini ortaya koymuştur. Bu hastalarda trigliserid düzeyi hafif miktarda düşmüş, buna karşılık faydalı kolesterol düzeyi açık biçimde yükselmiştir. Diğer yandan da cortizol veya lenfositlerde kayda değer bir etki görülmemiştir.
Alman araştırmacılar, yaptıkları deneyden çörek otu yağının alerjik hastalıklarda ek bir ilaç olarak etkin olduğu sonucunu çıkarmışlardır.
Çörek Otu ve Nefes Darlığı
Senelerden beri çörek otu ilaçları öksürük ve solunum yolu hastalıklarında kullanılmaktadır. Acaba bunun doğru olduğuna bilimsel ve modern bir delil bulunmakta mıdır?
Riyad Kral Suud Üniversitesinden araştırmacılar çörek otu yağının antı enflamatuar etkisini kobay olarak kullandıkları Hint domuzunun (Guinea Pig) nefes borusu (Trachea) üzerinde araştırmışlardır. Araştırma neticesinde anti enflamatuar etkinin nefes borusu adaleleri üzerinde gevşetici bir role sahip olduğunu görmüşlerdir. Bir başka ifadeyle çörek otu yağının anti enflamatuar özelliğinin nefes borusu adalesini genişlettiği ortaya çıkmıştır. Bu da nefes darlığının tedavisine yardımcı olmaktadır.
İshal ve Nefes Darlığı Tedavisinde Çörek Otu
Bilindiği üzere çörek otu ishal ve nefes darlığında uzun senelerden beri kullanılmaktadır. Dr. Cilani, çörek otu özünün nefes borusunu genişletici ve adalelerini gevşetici (spasmolytic) etkisini öğrenmek için laboratuar çalışması yapmıştır.
Yapılan çalışma, çörek otu yağının kalsiyum salgılanmasını engelleyerek adaleleri gevşetici ve nefes borusunu açıcı bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Bu da çörek otunun şifalı bitkiler alanında bilinen etkisini açıklayan kuralı vermektedir.
Çörek Otu ve Mide Hastalıkları
Çörek otunun mide zarını koruyucu etkisi bulunmaktadır. Kahire Üniversitesinden araştırmacılar midelerinde yara açtıkları fareler üzerinde deneylerde bulunmuşlar ve denek farelerini, çörek otu yağı veya (içindeki etkin özellik) anti enflamatuar ile tedavi etmişlerdir. Yapılan deney, bu iki maddenin mide zarını tahriş edici etkenlerden veya mideye zararlı yaralardan koruduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
İskenderiye Üniversitesinde görevli ve çörek otu alanında uluslararası üne sahip büyük uzman Dr. Muhammed ed-Dahâhınî bu konuda bir çalışma yapmıştır. Dahâhınî, fareler üzerinde yaptığı çalışmada çörek otunun alkolün sebep olduğu tahrişlerden mide zarını koruyucu etkisini incelemiştir. Bu araştırma neticesinde çörek otu yağının alkolün sebep olduğu mide tahrişlerine karşı etkin koruyucu bir tesiri olduğunu ortaya koymuştur.
Çörek Otu ve Böbrek Hastalıkları
Ezher Üniversitesinden araştırmacılar çörek otundaki anti anti enflamatuar özelliğin böbrek rahatsızlığına olan etkisi üzerine bir çalışma yapmışlardır. Doxorubicin maddesi vasıtasıyla fareler üzerinde yapılan çalışmada anti enflamatuar (çörek otundaki etkin özellik) idrar yoluyla protein ve albümin atımını yavaşlattığı tespit edilmiştir. Ayrıca çörek otunun böbrekte meydana gelen olumsuz etkileri yavaşlatan anti oksidan madde içerdiği görülmüştür. Bu da anti enflamatuar özelliğin böbreği hasta olmaktan koruyan bir rolünün olabileceğini göstermektedir.
Çörek Otunun Kalp Ve Damarları Koruyucu Etkisi
Bilindiği üzere kanda bulunan homocysteine maddesinin yüksekliği kalp, beyin ve periferik damarlarda genişleme meydana getirmektedir. Bilginler hastaya vitamin (folikasit, vitamin B 6, vitamin B 12) verilmesinin kandaki homocysteine düzeyini düşürdüğünü göstermiştir. Buradan hareketle araştırmacılar, Kral Suud Üniversitesinde (Suudi Arabistan) çörek otunun kandaki homocysteine düzeyine olan etkisini incelemişlerdir. Yapılan bu çalışma 2004 ocağında Int J Cardiol Dergisinde yayınlanmıştır.
Araştırmacılar bir hafta boyunca otuz dakika süreyle bir grup fareye çörek otunda bulunan anti enflamatuardan 100 mg. vermişlerdir. Bunun neticesinde anti enflamatuar özelliğin kanda homocysteine maddesinin yükselmesine karşı etkili olduğunu tespit etmişlerdir. (Doğal olarak farelere bu deneyden önce homocysteine maddesinin düzeyini yükseltecek ilaç verilmiştir.)
Homocysteine maddesinin kandaki yüksekliği trigliserit, kolesterol ve vücuda zararlı oksidan maddelerin düzeyinin yükselmesine yol açmaktadır. Araştırmacılar çörek otu özünün homocysteine düzeyinin yüksekliğine eşlik eden zararlı maddelerin azalmasına yol açtığını görmüşlerdir. Bu, çörek otu yağının homocysteine düzeyinin yüksekliği ile ona eşlik eden kan yağlarının yükselmesi neticesinde meydana çıkan zararlı etkilerden kalbi ve damarları korumasının mümkün olduğu anlamına gelmektedir. Hiç kuşkusuz bu alanda daha fazla araştırma yapmaya ihtiyaç vardır.
Çörek Otunun Antioksidan Oluşu
J Vet Med Clin Med Dergisinin 2003 Haziran sayısında bir araştırma yayınlandı. Bu çalışmayı yürüten doktorlar carbon tetra celoride verilen farelerde çörek otunun antioksidan olarak etkilerini tespit etmek için bir deney yaptılar. Bu deney 60 fare üzerinde gerçekleştirildi ve birçok fareye karın zarından (periton) girerek çörek otu yağı verildi. Bu deney 45 gün sürdürüldü. Deney neticesinde araştırmacılar çörek otu yağının lipid peroxidation düzeyini düşürdüğünü, buna karşılık antioksidan maddeleri arttığını tespit ettiler. Bilindiği üzere antioksidan maddeler, vücudu birçok dokuda tahribat oluşturan ve damar sertliği, kanser, bunama ve benzeri birçok hastalığa yol açan serbest radikallerin etkisinden korumaktadır.
Drug Chem Toxicol Dergisinin 2003 mayısında yayınlanan bir başka araştırma çörek otu yağında antioksidan maddenin bulunduğunu ortaya koydu.
Çörek Otu ve Kolesterol
Kazablanka (Fas) Kral II. Hasan Üniversitesinden araştırmacılar çörek otunun farelerde kolesterol ve kan şekeri düzeyine olan etkisini araştırdılar. Bu çalışmada farelere on iki hafta boyunca 1 mg. çörek otu yağı verildi. Yapılan deneyin sonunda farelerin kanında kolesterolün % 15, trigliseritin % 22, kan şekerinin % 16.5 azaldığı, buna karşılık hemoglobin miktarının % 17.5 arttığı görüldü.
Bu da bize çörek otu yağının insanlarda kolesterol ve kan şekeri düzeyini düşürmekte etkin olabileceği izlenimini vermektedir. Fakat bu konuda insan denekler üzerinde daha fazla laboratuar çalışması yapmaya ihtiyaç vardır.
Dr. Muhammed Dahâhınî'nin 2000 Eylül'ünde bir Alman dergisinde yayınlanan çalışması, çörek otu yağının farelerde kolesterol ve trigliserit düzeyini düşürdüğünü ortaya koydu.
Çörek Otu ve Tansiyon Yüksekliği
Kazablanka (Fas) Therapi Dergisinin 2000 sayısında yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar günlük olarak 0.6 mg. alınacak çörek otu özünün idrar söktürdüğünü ve tansiyonu düşürdüğünü tespit ettiler. Çörek otu özü ile tedavi edilen farelerde tansiyon yüksekliği ortalama olarak % 22 oranında düşerken nidilat hapı verilerek tedavi edilen farelerde % 18 oranında düştüğü görüldü. (Nidilat, tansiyon düşürücü etkisi bilinen meşhur bir haptır.) Çörek otu ile tedavi edilen farelerde idrar miktarı artmıştır.

Çörek Otu ve Romatizma
Ağa Han Üniversitesinden (Pakistan) araştırmacılar, Phytother Dergisinin 2003 Eylül sayısında yayınlanan bir çalışmalarında aşağıdaki soruyu gündeme getirdiler: Romatizma hastalığına yakalanmış olan kimselerde mafsal iltihabının hafifletilmesinde çörek otu ne gibi bir rol oynamaktadır? Doktorlar tarafından bilinen vücutta fagostik hücrelerin (macrophages) ürettiği bir madde olduğu ve bu maddenin nitric oxsid adını aldığı bilinmektedir. Bu madde iltihap olayında arabulucu bir rol oynamaktadır. Araştırmacılar çörek otu özünün nitric oxsid üretimini yavaşlattığını tespit etmişlerdir. Belki bu, çörek otunun eklem iltihaplarını hafifletmedeki rolünü açıklayabilir.
Demmam Kral Faysal Üniversitesinden Dr. el-Ğâmidî'nin J Ethno Pharmacol Dergisinin 2001 sayısında yayınlanan bir araştırmasına göre çörek otunun eklem iltihaplarına karşı yatıştırıcı bir etkisi bulunmaktadır. Bu özellik çörek otunun bu etki mekanizmasını anlamak için daha fazla çalışma yapılmasına kapıyı aralayacaktır.
Çörek Otunun Kanı Sulandırması
Demmam Kral Faysal Üniversitesinde (Suudi Arabistan) fareler üzerinde yapılan bir çalışma çörek otu yağının pıhtılaşma faktörlerine karşı etkisini ortaya koymuştur. Denek fareler çörek otu yağı ihtiva eden unla beslenmiştir. Araştırmacılar normal unla besledikleri farelerle bu fareleri mukayese etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuç pıhtılaşma faktörlerinde bazı değişikliklerin görüldüğüdür. Farelerin kanında fibrinojen maddesinin yükseldiği görülmüştür ve prothrombin zamanı uzamıştır. Bu da bize çörek otu yağı kullanarak farelerde kanı pıhtılaştıran faktörde değişiklikler meydana getirme imkanı olduğunu göstermektedir. Ancak bu konuda da insanlar üzerinde deney yapılmasına ihtiyaç vardır.
Çörek Otu ve Mikroplar
Kahire Üniversitesinden Dr. Mürsî Acta Microbiol Pol Dergisinin 2000 sayısında yayınlanan bir araştırmasında çörek otunun mikroplara olan etkisini incelemiştir. Doktor, gram pozitif boyadan 16, gram negatif boyadan 6 çeşit üzerinde incelemede bulunmuştur. Bunun neticesinde bazı mikrop türlerinin çörek otu özüne karşı olumlu cevap verdiği ortaya çıkmıştır.

Çörek Otu ve Mantarlar
Ağa Han Üniversitesinde (Pakistan) yapılan bir çalışma Phytother Res Dergisinin 2003 Şubat sayısında yayınlanmıştır. Bu çalışmada kandidiyasiz (candıda albıcans) hastalığına yakalandırılan fareler çörek otu özüyle tedavi edilmiştir. Araştırmacılar candida albicans mantarlarının gelişiminde çok büyük oranda gerileme olduğunu görmüşlerdir. Dr. Ağa Han araştırmasının sonunda şöyle demiştir: "Bu çalışmanın neticesi, çörek otunun mantarların tedavisinde faal olduğunu ortaya koymaktadır."
Yapılan bu çalışmalar, Hz. Peygamberin (s.a.v) getirdiklerine dair modern incelemelerin sadece bir kısmıdır.
KAYNAKLAR
1. Al-Ghamdi MS, Protective effect of Nigella sativa seeds against carbon tetrachloride-induced liver damage, Am J Chin Med., 2003; 31 (5):721-728.
2. Turkdogan MK, Özbek H, Yener Z, Tuncer I, Uygan I, Ceylan E., The role of Urtica dioica and Nigella sativa in the prevention of carbon tetrachloride-induced hepatotoxicity in rats . Phytother Res. 2003 Sep; 17(8):942-946.
3. Iddamaldeniya SS, Wickramasinghe N, Thabrew I, Ratnatunge N, Thammitiyagodage MG. Protection against diethylnitrosoamine-induced hepatocarcinogenesis by an indigenous medicine comprised of Nigella sativa, Hemidesmus indicus and Smilax glabra: a preliminary study. J Carcinog. 2003 Oct 18;2 (1):6.
4. Salim EI, Fukushima S. Chemopreventive potential of volatile oil from black cumin (Nigella sativa L. ) seeds against rat colon carcinogenesis. Nutr Cancer . 2003; 45(2):195-202.
5. Farah IO, Begum RA. Effect of Nigella sativa (N. sativa L.) and oxidative stress on the survival pattern of MCF-7 breast cancer cells. Biomed Sci Instrum . 2003;39:359-364.
6. Kanter M, Meral I, Yener Z, Ozbek H, Demir H. Partial regeneration/proliferation of the beta-cells in the islets of Langerhans by Nigella sativa L. in streptozotocin-induced diabetic rats. Tohoku J Exp Med. 2003 Dec;201(4):213-219.
7. Fararh KM, Atoji Y, Shimizu Y, Takewaki T. Isulinotropic properties of Nigella sativa oil in Streptozotocin plus Nicotinamide diabetic hamster. Res Vet Sci . 2002 Dec;73(3):279-282.
8. El-Dakhakhny M, Mady N, Lembert N, Ammon HP. The hypoglycemic effect of Nigella sativa oil is mediated by extrapancreatic actions. Planta Med. 2002 May;68(5):465-466.
9. Meral I, Yener Z, Kahraman T, Mert N. Effect of Nigella sativa on glucose concentration, lipid peroxidation, anti-oxidant defence system and liver damage in experimentally-induced diabetic rabbits. J Vet Med A Physiol Pathol Clin Med. 2001 Dec;48(10):593-599.
10. Kalus U, Pruss A, Bystron J, Jurecka M, Smekalova A, Lichius JJ,Kiesewetter H. Effect of Nigella sativa (black seed) on subjective feeling in patients with allergic diseases . Phytother Res. 2003 Dec;17(10):1209-1214.
11. Al-Majed AA, Daba MH, Asiri YA, Al-Shabanah OA, Mostafa AA, El-Kashef HA. Thymoquinone-induced relaxation of guinea-pig isolated trachea. Res Commun Mol Pathol Pharmacol. 2001;110(5-6):333-345.
12. Gilani AH, Aziz N, Khurram IM, Chaudhary KS, Iqbal A. Bronchodilator, Spasmolytic and calcium antagonist activities of Nigella sativa seeds (Kalonji): a traditional herbal product with multiple medicinal uses . J Pak Med Assoc. 2001 Mar;51(3):115-120.
13. El-Abhar HS, Abdallah DM, Saleh S. Gastroprotective activity of Nigella sativa oil and its constituent, thymoquinone, against gastric mucosal injury induced by ischaemia/reperfusion in rats . J Ethnopharmacol. 2003 Feb;84(2-3):251-258.
14. El-Dakhakhny M, Barakat M, El-Halim MA, Aly SM. Effects of Nigella sativa oil on gastric secretion and ethanol induced ulcer in rats. Ethnopharmacol. 2000 Sep;72(1-2):299-304.
15. Badary OA, Abdel-Naim AB, Abdel-Wahab MH, Hamada FM. The influence of thymoquinone on doxorubicin-induced hyperlipidemic nephropathy in rats. Toxicology . 2000 Mar 7;143(3): 219-226.
16. El-Saleh SC, Al-Sagair OA, Al-Khalaf MI. Thymoquinone and Nigella sativa oil protection against methionine-induced hyperhomocysteinemia in rats. Int J Cardiol . 2004 Jan;93(1):19-23.
17. Kanter M, Meral I, Dede S, Gunduz H, Cemek M, Ozbek H, Uygan I. Effects of Nigella sativa L. and Urtica dioica L. on lipid peroxidation, antioxidant enzyme systems and some liver enzymes in CCl4-treated rats. J Vet Med A Physiol Pathol Clin Med. 2003 Jun;50(5):264-268.
18. Badary OA, Taha RA, Gamal el-Din AM, Abdel-Wahab MH Thymoquinone is a potent superoxide anion scavenger. Drug Chem Toxicol. 2003 May;26(2):87-98.
19. Zaoui A, Cherrah Y, Alaoui K, Mahassine N, Amarouch H, Hassar M. Effects of Nigella sativa fixed oil on blood homeostasis in rat. J Ethnopharmacol. 2002 Jan;79(1):23-26.
20. el-Dakhakhny M, Mady NI, Halim MA. Nigella sativa L. oil protects against induced hepatotoxicity and improves serum lipid profile in rats. Arzneimittelforschung . 2000 Sep;50(9):832-836.
21. Zaoui A, Cherrah Y, Lacaille-Dubois MA, Settaf A, Amarouch H, Hassar M. Diuretic and hypotensive effects of Nigella sativa in the spontaneously hypertensive rat. Therapie. 2000 May-Jun;55(3):379-382.
22. Mahmood MS, Gilani AH, Khwaja A, Rashid A, Ashfaq MK. The in vitro effect of aqueous extract of Nigella sativa seeds on nitric oxide production. Phytother Res . 2003 Sep;17(8):921-924.
23. Al-Ghamdi MS. The anti-inflammatory, analgesic and antipyretic activity of Nigella sativa. J Ethnopharmacol. 2001 Jun;76(1):45-48.
24. Al-Jishi SA, Abuo Hozaifa B. Effect of Nigella sativa on blood hemostatic function in rats. Ethnopharmacol. 2003 Mar;85(1):7-14.
25. Morsi NM. Antimicrobial effect of crude extracts of Nigella sativa on multiple antibiotics-resistant bacteria. Acta Microbiol Pol. 2000;49(1):63-74.
26. Khan MA, Ashfaq MK, Zuberi HS, Mahmood MS, Gilani AH. The in vivo antifungal activity of the aqueous extract from Nigella sativa seeds. Phytother Res. 2003 Feb;17(2):183-186.

HASTA VE AİLE EĞİTİMİ OKULU

BAKIRKÖY PROF.DR.MAZHAR OSMAN RUH VE SİNİR HASTALIKLARI EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ

 

HASTA VE AİLE EĞİTİMİ OKULU

 

KONU

ANLATICI

TARİH

EĞİTİM SAATİ

EĞİTİM YERİ

 

Bipolar Bozukluk ve Taburculuk Sonrası Eğitimi

 

 

 

Hemşire Semra ENGİNKAYA

 

06.10.2009

 

10.00-12.00

 

Mazhar Osman Eğitim Salonu

Bağımlılık ve Bağımlılık Yapan Maddeler.AMATEM ve ÇEMATEM’de Tedavi İşleyişi

Hemşire Özlem ALANLI -

 Feride Demirbilek

 

03.11.2009

 

10.00-

12.00

 

Mazhar Osman Eğitim Salonu

 

Spinal Travmalar

 

Dr. Akın ÖZTÜRK

Hemşire Şenay Küçüker-Fatma Akgilli

 

01.12.2009

 

10.00-

12.00

 

Mazhar Osman Eğitim Salonu

 

Yatağa Bağımlı Hasta ve Aile Eğitimi

 

 

Uzman Hemşire Gülbahar ÇETİN

 

05.01.2010

 

10.00-

12.00

Mazhar Osman Eğitim Salonu

 

Şizofrenide Aile  Eğitimi ve

Rehabilitasyon

 

 

Hemşire Nalan Gül – Mülkü Çoban

 

02.02.2010

 

 

10.00-

12.00

 

Mazhar Osman Eğitim Salonu

 

Multipl Skleroz’da (MS) Hasta Eğitimi

 

 

Dr. Nevin Pakize SÜTLAÇ

 

16.02.2010

 

10.00-

12.00

 

Mazhar Osman Eğitim Salonu

 

Sigaranın Nörolojik Hastalıklara Etkisi

 

 

Dr. Nevin Pakize SÜTLAÇ

 

02.03.2010

 

10.00-

12.00

 

Mazhar Osman Eğitim Salonu

 

Hasta ve Ailelerin Sosyal Güvenlik Hakları

 

 

Sosyal Çalışmacı Fatma AKBIYIK

 

16.03.2010

 

10.00-

12.00

 

Mazhar Osman Eğitim Salonu

 

Komodin Kullanan  Hastalarda Dikkat Edilecek Noktalar

 

Dr. Barış TOPÇULAR

 

06.04.2010

 

10.00-

12.00

 

Mazhar Osman Eğitim Salonu

 

Diyabet Hastalığı ve  İnsulin Kullanan Hasta Eğitimi

 

 

Hemşire Hülya AYDINYER

 

04.05.2010

 

10.00-

12.00

 

Mazhar Osman Eğitim Salonu

 

BİR ANNENİN ÇIĞLIĞI

BİR ANNENİN HAYKIRIŞI!  

  Son günlerde beni çok üzen, endişelendiren, hatta korkutan ciddi bir konuyu sizinle paylaşmak istedim.
 
   Ben 9 yaşında bir kız çocuk ve 7 yaşında bir erkek çocuk annesiyim. Herşey kızımın okuldan sınıf arkadaşlarının, Facebook'a kayıt olduklarını öğrenmemle başladı. İlk duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Kesin olarak emin olabilmek için, bundan iki sene önce üye olup, uzun yıllardır görüşemediğim bir kaç çocukluk arkadaşımı bulduktan sonra üyeliğimi sonlandırdığım, Facebook sitesine iki sene aradan sonra tekrar girmek zorunda kaldım. Geçirdiğim uzun saatlerin sonucunda gördüğüm tablo beni dehşete düşürdü. Hala etkisinden kurtulamadım. Yaşları 7 ile 14 arasında değişen ilköğretim çağındaki küçücük kız çocukları, erkek çocukları gerçekten Facebook'a üye olmuşlar. Evlilik çağındaki gençlerin girdiği havalara girerek çektirdikleri fotoğraflarını, profillerine eklemişler. Kendilerini tanımlarken ''çok güzelim/yakışıklıyım'',''ciddi bir ilişki arıyorum'',''ilgi alanlarım kadın ve/veya erkek'' gibi cümleler kullanmışlar. Yaşlarını olduklarından çok büyük tanımlamışlar. Büyük çoğunluğu profillerini isteyen herkesin görmesine izin vermiş. En korkuncu da bu çocukların bazıları ev adreslerini, okul adreslerini, telefon numaralarını açıkca ilan etmişler! Önemli bir ayrıntı daha vereyim; Facebook da profilleri olan ilköğretim öğrencilerinin bir kısmının ortak arkadaş listelerinde ne acıdır ki sınıf öğretmenlerinin de isimleri var.
 
   Bir insan olarak, bir anne olarak; gördüklerim, duyduklarım, bildiklerim hakkında susamazdım. Hatta sesimin ulaşabileceği yere kadar haykırmak istedim. Sadece kendi evlatlarımı korumakla yetinemezdim. Çünkü o masum yavruların hepsi bizim de yavrumuz...
 
   Yaptığım incelemeler ve araştırmalardan sonra şu sonuçlara ulaşdım: Facebook ana misyonunu tamamlamış, eski dostlara kavuşulmuş, özlenilen arkadaşlara ulaşılmış, izi kaybedilen akrabalarla büyük buluşmalar yaşanmış, hasretler bitmiş ve artık aklı başında insanlar için Facebook'u kullanmanın bir anlamı kalmamışdır. Bazı kesimler tarafından uzun süredir Facebook'dan amacının dışında yararlanılmaya başlanmış, en sansürlü şekilde ifade etmek gerekirse: birbirini tanımayan insanların tanışıp kaynaştığı, sanal alemden gerçek hayata adım atıldığı,randevulaşarak buluşabilme imkanı sağladığı, aşk, meşk, arkadaşlık, video chat, çöpçatanlık sitesi'ne dönüşmüştür. 18 yaşından küçüklerin kesinlikle görmemeleri, duymamaları gereken porno içerikli videolar, resimler özgürce yayınlanmaktadır. Büyüklerin bile midelerinin kaldıramayacağı bu iğrençliklere, ilköğretim çağındaki masum yavrularımızın, kazara bile olsa, maruz kalmaları durumunda yaşayacakları travmayı, ruhlarında meydana gelecek sarsıntıyı düşünmek bile istemiyorum.
 
   Söylemeye dilim varmıyor ama mecburum; bu ülkede 18 aylık bir bebeğe tecavüz edildiğini, bu görüntülerin çekildiğini, insanlık dışı ticari amaçlarla kullanıldığını ne çabuk unuttuk ya da kendimize unutturduk. Çocuklarımızı daha iyi koruyabilmek için, sadece bu ülkede değil, bütün dünyada, hayvanların yapmayacakları vahşilikleri yapan canavarların olabileceği ihtimalini hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.
 
   Yaşını başını almış, mevki makam sahibi,koca koca adamların bile, suç çeteleri tarafından internette kandırılıp, web kamera aracılığıyla çıplak görüntülerinin çekilip, şantaja maruz kaldıkları gerçeği düşünülürse, çocuklarımız için daha çok endişelenmemiz gerekir.
   
   Kısa bir süre önce ABD ' de bir sapık yakalandı. 25 yaşındaki bu adam facebook aracılığıyla küçük erkek çocuklarıyla iletişime geçip, tecavüz etmiş, şikayet edecek olurlarsa çektiği görüntülerini yayınlamakla tehdit etmiştir.
   Facebook ve benzeri sosyal ağlar, çocuklarımız için çok büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Çocuk tacizcileri, çocuk tecavüzcüleri, çocuk pornosu şebekeleri, her türlü sapık, Facebook ve benzeri sosyal ağları ülkemizde de kirli emellerine araç olarak kullanıyor olabilirler. Maalesef dünyada bir çok kötü örneği görülmüştür ve görülmektedir. Amerika ve diğer gelişmiş ülkeler bizden yıllar önce internet kullanımına başladıkları için internetin zararlarını bizden çok yaşamışlardır. Küçük çocuklar en çok Amerika da internet mağduru olmuşlar, bu nedenle devlet; öncelikle internetin zararlı etkileri ve doğru kullanımı konusunda öğrenim çağındaki çocuklara, öğretmenlere, ailelerine eğitim programları uygulamaya koymuş ve internet suçları ile mücadele amacıyla bir çok kuruluş ve bunlara bağlı özel birimler  kurulmuşdur. Maalesef yaşanan olumsuz tecübelerden ve neticesinde devletin aldığı bir dizi önlemlerden sonra, Amerikan ailelerinin büyük çoğunluğu bilinçlenmiş, bugün bir çok aile lise çağındaki genç evlatlarının dahi, kendi odalarında özel bilgisayarları olmasına imkan tanımamak da, evlerindeki bilgisayarlar salonlarında bulunmakta, bütün aile ortak kullanmakta, genellikle gençlerin kişisel mail adreslerinin olmasına izin verilmemekte, varsa bile şifrelerini aileleri bilmekte ve bütün e-postalarını denetleyebilmektedirler.
 
   Peki biz ne yapıyoruz? İlkokul mezunu,bilgisayarı açma kapama düğmesini bile bilmeyen,en düşük gelir sahibi ailelerin, henüz okula başlamamış çocuklarının odalarında, masaüstü bilgisayarları var. Dizüstü bilgisayarları var. Cep telefonları var. Böyle sitelere artık cep telefonlarından da erişimleri daha da kolay ve hızlı bir hale geldi. Durum daha da ciddileşti. 
   Türk milletinin aklının başına gelmesi için illa büyük bir bela mı yaşaması gerekiyor? Masum bir yavrunun başına bir felaket mi gelmesi gerekiyor? Bir annenin,babanın ciğerinin mi yanması gerekiyor?
   Biz analar, başka Münevverler olmasın diye ağlarken, başka Cem'ler de Facebook'da Cem Garipoğlu Fan Club (Cem Garipoğlu Hayranları Kulübü) kuruyorlar. Bu canavara sevgilerini,saygılarını,

desteklerini ifade ederek kanımızı donduruyorlar. Maalesef ikinci vahşet de geçen hafta yaşandı. Üniversite mezunu 27 yaşında genç bir adam öz dayısının 11 yaşındaki oğlunu, kendi ifadesiyle, sırf canı istediği için, önce öldürüp sonra elektrikli testere ve baltayla parçalara ayırıp, sobada yakmış. Bu canavarlıkların ortaya çıkmasında ve çoğalmasında teknolojinin yan etkileri inkar edilemeyecek kadar büyüktür. Öyle kötü bir zamanda yaşıyoruz ki evlatlarımızı akrabalarımızdan bile koruyup, gözetmek zorunda kalıyoruz.
 
   Anneler, babalar, öğretmenler, peki siz hala çocuklarınızın Facebook gibi sosyal ağlarda yer almalarına nasıl izin veriyorsunuz? Nasıl göz yumuyorsunuz? Hiç mi gazete okumuyorsunuz? Haber izlemiyorsunuz? Hiçbir şey bilmiyor musunuz? Ailelerin,eğitimcilerin reşit olmamış çocuklara, interneti dahi gözetimleri dışında kullandırmamaları gerekirken tam tersine sınırsız özgürlük tanıyorlar. Her gün gazetelerde, televizyonlarda, internette facebook gibi sosyal ağlar yüzünden dünyada binlerce insanın şu veya bu şekilde istenmeyen kötü durumlara düştüğü konusunda haberler yeralıyor. Başlarına gelen en iyi şey bir genç kızın ya da evli bir kadının sosyal ağlarda bulunan profil fotoğraflarının, çok basit bir yöntemle kopyala/yapıştır ya da resmi farklı kaydet komutlarıyla çalınarak, çoğaltılarak, seks tüccarlarının kampanyalarında kullanılmasıdır. Ne yazıkki bu olayın yaşanmış bir çok örneği vardır.
 
   Yaşayabileceğimiz felaketin boyutlarının ne yazık ki kimse farkında değil. Devlet kurumlarımıza, hükümetimize, bakanlıklarımıza, emniyet güçlerimize, medyamıza, gazetecilerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza çok büyük görev düşüyor. Annelerin, babaların, eğitimcilerin, toplumumuzun her kesiminin acilen uyarılması, bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gerekiyor.
Bu meselenin sorumluluğu hepimizin omuzlarındadır.
 
   Sizden dileğim; bu annenin derin hislerine güvenmeniz, bir annenin bu haykırışına kulak vermeniz ve sesimi duyup, sesime önce sizin sesinizi ve sonra bütün annelerin seslerini katmanızdır.
 
   Yardımınıza ihtiyacım var... Yardımınıza ihtiyacımız var...
  
   Saygılarımla
   Ayşe YILMAZ
http://www.modernanne.com/forum.php?iid=1&c=topic&op=index&cid=2&tid=161

4 bin çocuk ses bekliyor

4 bin çocuk ses bekliyor Yazdır E-posta
Pazar, 16 Ağustos 2009
Türkiye'de 4 bin çocuk biyonik kulak için sırada. Bu rakama her yıl 700 çocuk daha ekleniyor.




1- SUNUŞ
* Bir gün yolda yürüyoruz, çocuk kulağındaki cihazı fırlatıp attı. Dış kısmı mıknatıslı ya, yoldan geçen bir taksinin jantına yapıştı, taksi gözümüzün önünde yürüdü gitti.
* Her gün hastaneye gitmekten dengem bozuldu. Oğlum o gece babasının yanında yatıyordu. Ani bir karar aldım ve kızımla kaçtım.
* Ben her duymuyor dediğimde babası kucaklayıp çerçevenin önüne götürüyor. “Yiğit bu kim?” “Abi!” Niye büyütüyorsun hanım, işte duyuyor...
* Tabakları üst üste koyuyordum, birden devrildiler. Oğlum koşarak geldi. ‘Ne oldu anne?’ ‘Ay sen duydun mu?’ Birbirimize
sarıldık öyle ağladık, öyle ağladık ki...
* Çocuklarıyla konuşmayanlar, onları susturmaya çalışanlar var ya... Beni çıldırtıyorlar. Halbuki bilseler biz konuşsun diye çabalıyoruz yıllarca.
* Tükenmez kalemin düğmesi ile oynuyordum çıt çıt.... Anne cihazım bozuldu dedi. Çok acaib ve korkutucu sesler geliyormuş. Kalemi bıraktım ses kesildi...
* Kızım onca yıldan sonra konuşmayı öğreniyor, “şu anda nerede oturuyorsun” diye sormuşlar. O da ‘sandalyede’ demiş. Vay efendim bu zihinsel engelli...
* Sabahın erken saatleri... Telaşla geldi “anne zelzele oldu ev yıkılıyor”. Yat kızım, bakkal amcan kepenkleri kaldırıyor...
Tamam, farkındayım parça bölük cümleler bunlar... Belki tek başlarına bir mânâ ifade etmiyorlar... Ancak çocuklarının işitme engelli olduğunu anlayınca eteğini tutup hastanelere koşanlar, bir koklear implanta servet yatıranlar, yıllarca eğitim alan ve aldıranlar eminim çok heyecanlandılar. Eminim “işte nihayet biri bizi anlatmayı denedi” diyorlar...



2 yaşında işitme kaybı başlayan Gizem Topsakal’a, 12 yaşında implant takılmış. Şu anda 13 yaşında...

4 bin çocuk ses bekliyor
İşitme kayıpları geç farkedildiği için bir çok çocuğun cihazlandırılamadığını ya da ameliyat edilemediğini söyleyen Çapa Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yahya Güldiken, “Yeni doğan çocuklara işitme testi yaptığımız, 5 bin dolarlık cihaz için muhatap bulamadığımız günlerden buralara geldik” dedi.Türkiye’de yenidoğan çocuklarda işitme testinin yıllarca ihmal edildiğini ancak son dönemde dikkate değer çalışmalar yapıldığını anlatan İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Yahya Güldiken, “Eskiden çocuklara işitme testi yapmamız lazım dediğimizde muhatap bulamıyorduk. Şimdi çocuk doğar doğmaz test yapılıyor” dedi.
Türkiye’de 4 bin çocuğun biyonik kulak için sırada beklediğini söyleyen Prof. Dr. Güldiken, “Erken teşhis yapılabilseydi, 1986 yılından itibaren Türkiye’de yapılabilen koklear implant sayesinde birçok kişiyi ameliyat edebilirdik, onların işitme engellerini ortadan kaldırılabilirdik” diye konuştu. Güldiken işitme taraması yapan cihazın 5 bin dolar olduğunu AB’de ise bu testin mecburi olduğunu belirterek, “Bizde bu sağlık bakanı döneminde kullanılmaya başlandı. Artık çocuklar ücretsiz taramadan geçiriliyor. Biyonik kulak takılabilecek çocukları erkenden teşhis edip çok yol alıyoruz” dedi.
Türkiye’de koklear implant ameliyatlarında zaman zaman aksamalar olduğunu da kaydeden Güldiken, ameliyatlara bir düzenleme yapılmaması halinde sırada bekleyen 4 bin çocuğa 3 bin çocuğun daha ekleneceğini vurguladı. Güldiken şunları söyledi; “Bu ameliyatların belirli bir yaşa kadar yapılması gerekir. İki yaş bizim için çok önemlidir. Ancak sürekli zaman kaybediliyor. İnsanlar olmadık prosedürlere boğluyor. Bence bu ameliyat Türkiye’nin her yerine yayılsın istiyoruz. Doğudan insan buraya geleceğine orada ameliyat yapılsın insanlar buraya gelip beklemesi ve ev tutması çok zor .Cihazı takmakla bitmiyor eğitim vermeniz gerekiyor. Sağlık Bakanlığında bizim ihtisas alanında bir birim yok.

Gizem Topsakal, 13 yaşında... Onunla Belgin Birer Eğitim Merkezi’nde karşılaşıyoruz.... 2 yaşında işitme kaybı başlamış, 12 yaşında implant takılmış. Annesi Figen Hanım anlatıyor: Eşimle ben dayı-hala çocuklarıyız. Mutlu bir evlilik yaptık. 1995 yılında Gizem dünyaya geldi. İki buçuk yaşındayken bir anormallik olduğunu farkettik. Ama bizim için büyük problem çevreyi inandırmak oldu, doktordu hastaneydi derken hayli zaman kaybettik. Test neticelerini elimize alınca Gizem’in ilerleyen bir işitme kaybı olduğunu öğrendik.

ÇALINCA OYNARDI
Peki nasıl oldu da çocuğunuzun duyamadığını bu kadar geç farkettiniz diyebilirsiniz? O zamanlar Mustafa Sandal’ın ‘onun arabası var’ diye bir şarkısı var. O şarkı çalınca oynar, sesini kıstığımız zaman da bağırırdı. Siz olsanız şüphelenir misiniz şimdi? Ama sonraları şüphelenmeye başladım. Baktım Gizem sokakta oynarken arabalara dikkat etmiyor. Önceleri camdan bağırarak ikaz ediyorum aldırmıyor. Aslında o zaman müdahale edebilirmişiz. Ama komşularım ‘duymamazlıktan geliyor ‘diyerek beni yanılttılar.

KARDEŞİNİ DUYMADI
Gizem 4 yaşlarına geldiğinde bir çocuğumuz daha oldu... Bir gün Gizem yerdeki sehpanın üzerinde oyuncaklarıyla oynuyordu. Arkasında da kardeşi yatıyordu. Kardeşi ağlaması üzerine mutfaktan odaya yöneldim. Gizem’i kardeşinin yırtınmasına rağmen tepkisiz görünce dondum kaldım. Bir ara oyuncağı düştü. O sırada çocukla göz göze geldi ‘anne çocuk ağlıyor’ diyerek bana bağırmaya başladı...Gittikçe sessizliğe bürünüyordu. Konuşmuyor, ilgilenmiyor. Ben durumu kabullenmediğimden olsa gerek, o her babasının arkasından ağladığında baba beni de götür dersen baban seni de götürecek diyordum. O ‘baba’ diyordu ‘beni’ yok, sonra ‘götür’ diyordu. Artık kelimeler tek tek kayboluyordu şüphelerim arttı. Anneannesinin yanında kaldığı bir gün doktora gitmişler. Testler falan istenmiş. Testleri yaptırdık, iki kulağına birden işitme cihazı taktılar. O cihazlardan sonra sonra Gizem konuşmaya başladı.

GÖZLÜK GİBİ SANDIM
Ardından bir buçuk sene kadar Cerrahpaşa’ya gidip geldik, konuşma eğitimi aldırdık. Maddi olarak ağır gelince bıraktık. Bana bir kaç kitap ismi verdiler. Doktorların dikkati dağılmasın tavsiyeleriyle birkaç tane de çizgisiz defter hazırladım. Her sayfada bir tane olacak şekilde bir masa sandalye çizdim. Çok uğraştım ama yararını gördüm. Bu şekilde 8-9 sene devam ettik. Fakat telefon sesini, kapı zilini artık eskisi kadar duyamıyordu. Bir gün Gizem okuldan çıkmıştı, bir yere gitmem gerekiyordu. Anahtarı verdim sen eve git ben gelince kapıyı açarsın dedim. Eve döndüm kapı duvar oldu. Elimi zilden hiç çekmeden dakikalarca bastım ama duymadı. Tekrar doktor kapılarını aşındırmaya başladık. Koklear implanta karar verdiler. 25 Mart 2008 de Medikalpark’ta ameliyat oldu. İşitme cihazını gözlük gibi takacak sonra çıkacaracak sanıyordum. ‘Ömür boyu kullanacak, kulak bitmiş durumda’ denilince işin ciddiyetini anladım.

OKULDA YALNIZ BİRİYİM
Annesi konuşurken sürekli ellerini oğuşturan, dudaklarını ısıran Gizem’in de anlatacakları olmalıydı. ‘Derslerin nasıl Gizem?’ diye sormamızı bekliyormuş sanki, sözü annesinin ağzından kaptı: Kazım Özalp ilköğretim Okulunda okuyorum. Derslerim çok kötü; müzik 1, İngilizce 1. ama resim 5. Dersleri anlamıyorum. Arkadaşlarımla da anlaşamıyorum. 32 kişilik sınıfta benden başka koklear implantlı yok. Sadece bir erkek çocuk işitme cihazı takıyor. Okulda yalnız kalıyor, çok üzülüyorum. Okulda ödev kontrolünü öğretmen namına arkadaşlarım yapıyor. Hiç acımadan eksi not veriyorlar. 6’ncı sınıfta karma okuduk. Sıra arkadaşım yanında oturmamı istemedi. İkide bir çantamı atıyor. Annesi okula gelmiş benden şikayetçi olmuş. Annemi de çağırdılar. Çocuklarının psikolojisinin bozulduğunu söylemişler. Benim başka okula gönderilmemi istemişler. Annem de, ‘peki benim kızımın psikolojisi ne’ olacak?’ diye sordu. Annen bizimle nasıl böyle konuşabilir dediler beni azarladılar. Ama bazı öğretmenlerimi onlar da beni çok seviyor. Mesela Nazım öğretmen, Hayati öğretmen, Öznur öğretmen benimle çok ilgileniyorlar. Ama ben okulda yalnız biriyim. Büyüyünce ben de öğretmen olacağım.

YAZ KIZIM ‘ZEKÂ ÖZÜRLÜ’
Annesi tekrar sözü alıyor; Gizem sosyalleşsin, kelime öğrensin diye iki ay Sultanbeyli’de bir kolejin ana sınıfına gönderdik. Orada ona çok iyi davranıyorlardı. Onun etkisinden olsa gerek öğretmen olmak istiyor. Biliyorsunuz bizler çocuklarımızın eğitimleri için yıllık rapor almak durumundayız. 2006 yılında Gizem için rapor aldık. Raporda ‘işitme engelli’ olduğu yazılmıştı. Aynı kurum bir yıl sonra gittiğimizde bize tekrar rapor verdi. Fakat rapora ‘mental’ (zeka özürlü) yazmışlar. Bu nasıl olabilir anlamıyorum. Ne sordular da bu çocuğun zekasının yerinde olmadığı anladılar? Kızıma, “şu anda nerede oturuyorsun” demişler. O da ‘sandalyede’ cevabını vermiş. Tamam o zaman sen zihinsel engellisin. Konuşmayı yeni öğrenen bir çocuk bu. Elbette kelime hazinesi dar. Yeni yeni işitiyor senin sorunun altında başka mânâlar yattığını ne bilsin?



Figen Hanım, kızının çok zorluk çektiğini ifade ediyor.

GİT 20 GÜN SONRA GEL
Emin olun bunların hepsini fazlasıyla yaşıyoruz. Hastaneler, Rehberlik Araştırma Merkezleri Gizem gibiler için adeta bir çilehane... Buralardan alınan raporlar neticesinde eğitimlerini sürdürebiliyorlar. Ancak buralarda işler her zaman yolunda gitmiyor. Şimdi Gizem’in raporunu yenilemeye çalışıyoruz. Burası da tam dram. Odiyo testi için bir form verdiler. Telefon ettim heyet için, 20 gün sonraya gün veriyorlar. Özürlü raporu çıkarttırmak o kadar zor ki anlatamam. Ya adı üzerinde özürlü. Yalvartıyor, bağırıp çağırıyorlar. Testi isteyen devlet, yapmayan devletin memuru. Olur mu böyle şey? Babası işsiz eğer iş bulamazsa SSK haklarından yararlanamayacağız. Bir sene yanıp gidecek. Bu arada cihazın nem alıcı kutusu kırıldı. Bunu bile değiştiremiyoruz. Sosyal güvenlik kurumu ödemiyor. Cihazın nemden korunması lazım, paramız yok.. Ya ne bileyim dert, dert, dert...


ARIZA DEĞİL KALEM
Ama güzel şeyler de yaşadık bunları unutacak değiliz. Gizem 25 Mart 2008 tarihinde ameliyat oldu. 25 Nisanda da dış cihaz takıldı. Eve geldik elinde bir kalem oynayıp duruyor. Ben mutfağa geçtim. Anne cihazımdan bir ses geliyor diyerek beni çağırdı. Problem olduğu zaman cihazda ışık yanar denmişti. Işık falan yok. Ekran normal. Bir yandan elindeki kalemle oynuyor bir yandan da “bak anne duyuyor musun” diye soruyor. İnanın nasıl kötü oldum anlatamam. Çocuğum 12 sene boyunca kalem sesini duymamış. Elini tuttum ses kesildi. Çocuk da şaşırdı, kalemi kulağına götürdü uzun uzun dinledi. Benzer vakayı altımızdaki bakkalın kepengi ile de yaşadık. Çocukcağız zelzele oldu sanmış.



Doç. Dr. Gonca Sennaroğlu (Hacattepe Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı Ögretim Üyesi, İşitme- Konuşma ve Ses Bozuklukları Uzmanı) işitme kaybı tedavisinde eğitim ve ailenin desteğine dikkat çekti.


KİMLER RİSK ALTINDA
Aslında bütün bebekleri doğar doğmaz test etmek lazım ancak bizim gibi kalabalık ülkelerde bunu genele yaymak zor. Hiç olmazsa akraba evliliği yapanlar, hastalık geçirenler, ailede işitme bozukluğu olanlar işitme kontrolü yaptırmaları gerekir. Yine doğumdan sonra yoğun bakımda yatan bebekler atlanmamalıdırlar. Menenjit ile her iki kulak kireçlenebilir, adeta mermere döner. Acilen işitme testinden geçirilmelidirler. Bugün elektoro fizyolojik metodlarla işitme derecesini ve şiddetini öğrenebiliriz. Gerekenlere cihaz veririz. Çok ileri derecede (90 desibele varan) işitme kayıplarında biyonik kulak ameliyatı yapıyoruz. İşitme engeli dünyanın sonu değil. Hep sorarlar “görme mi etkiler duyma mı” diye. Eğer zamanında rehabilite etmezseniz işitme daha büyük engeldir. Çünkü duymayan bir insan konuşmayı öğrenemez ama görmeyen bir insan konuşabilir. Eğer çocuk mama veya baba diyorsa problem anlaşılmaz. Mutlaka cümle kurması lazım. Bunu yapamıyorsa ya işitme kaybı ya da otizm var demektir. Diyelim bebeğin erken teşhisi yapıldı, implanta gidildi. Her şeyi normal olur. Lakin aile ve eğitim desteği de çok önemlidir.




KOKLEAR İMPLANT
Nedir? Nasıl Çalışır?

Koklear İmplant; işitme cihazlarından yarar sağlayamayan ileri derecede işitme kaybı olanlar için tasarlanmış elektronik bir alettir. Halk arasında biyonik kulak olarak da adlandırılan bu cihaz günlük sesleri kodlanmış elektrik sinyallerine çevirir. Bu sinyaller, işitme sinirini uyarır ve beyin bunları ses olarak algılar.

Türkiye Gazetesi
Osman SAĞIRLI - Cüneyt BİTİKÇİOĞLU

Asla yalnız yürümeyeceksin

Asla yalnız yürümeyeceksin

İnsanoğlu hiçbir zaman, elindekilerle yetinmez. Hep daha fazlasını, daha iyisini ister. Oysa istemenin sonu yoktur. Arabanın daha iyisi, evin daha iyisi vs...  Bu yaşanan tam anlamıyla çılgınlık ve deliliktir.. İnsan, sistemin pompaladığı tüketim anlayışı içinde, vicdanını kaybedip, vahşileşir... Aslında budur dünyayı kasıp kavuran savaşların nedeni, kardeşin kardeşe, komşunun komşuya düşman olmasının nedeni... Vicdanı olmayan, sorgulamaz, kafasını kaldırıp, ne kadar şanslı olduğunu görmez... Oysa bir görebilse, sağlıklı yaşamanın ne kadar büyük nimet olduğunu, sonu gelmeyen isteklerin anlamsızlığını... Bazen özbenine dönebilmesi için insanoğlunun, birisinin kalkıp haykırması gerekir, “Kendinize gelin, bakın ne kadar şanslısınız, yürüyebiliyorsunuz, koşabiliyorsunuz, daha ne istiyorsunuz” diye...
 dural

 
SİLKİNİP KENDİMİZE GELDİK
İŞte Murat Dural böyle haykırdı bizlere... Şöyle bir silkindirdi, insanlığımızı hatırlattı.... Bir gaziydi, vatani görevini yaparken ayakları soğuktan donmuş ikisi de bileklerinin hemen altından kesilmek zorunda kalmıştı... İsteği son derece insaniydi... Çok sevdiği, hayran olduğu Alex de Souza’nın ayak kalıplarından yapılacak protezle, tekrar yürüyebilmek, koşabilmek, top oynamak... AKŞAM Gazetesi, onun bu haykırışına tercüman oldu... Ve şimdi o çok mutlu... İlk kez dünyada bir sporcunun ayakları kopyalandı, ilk kez Türkiye’de çift ayak kopyalanması yapıldı. Aradan geçen zamanda protezlerine yavaş yavaş uyum sağladı, evinde büyük bir azimle çalıştı. Şimdi de Fenerbahçe Yönetimi’nin kendisine tahsis ettiği Dereağzı Tesisleri’nde antrenman yapmaya başladı... Mutluluğu gözlerinden okunuyordu, idmanı bittiğinde, yanına gittik ve hemen anlatmaya başladı: 

ALEX’LE KOŞACAĞIM
“Daha önce kullandığım protez ayaklar, bana yürümenin dışında pek fazla yardımcı olmuyordu. Yeni protezlerim, koşma, zıplama, top oynama, şut atma ve güncel hayatta lazım olabilecek her şeyde sınırsız bir hareket özgürlüğü veriyor. Bugün ilk defa bir futbol sahasında idmana çıkıyorum, bu benim için inanılmaz bir olay. Şu anda çalıştığım Dereağzı Tesisleri, benim için kutsal topraklar. Burada yaklaşık iki ay her gün antrenmana çıkacağım. Daha sonra Alex ve diğer oyuncularla inşallah Samandıra’da bir araya geleceğiz. Konuyla Aykut Hocam ilgileniyor. Hazır duruma geldiğimde temasa geçip gerekli organizasyonu yapacağız.” Yaşadıklarını “Rüya gibi” sözleriyle değerlendiren Dural, “Başıma gelen bu güzel şeyleri, Avrupa’nın önde kulüplerine mail atarak bildirdim. Bana ilk dönen kulüp Liverpool oldu... Onlara Liverpool taraftarının tribünde söylediği “You Will Never Walk Alone (Asla yalnız yürümeyeceksin)” şarkısının bir benzerinin Fenerbahçe’de de olduğunu ilettim: “Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber yürüdük yağan yağmurda..” 
İŞ ZİHİNDE BİTİYOR
YazdIklarImdan çok etkilendiler, gönderdikleri mesajda “Yaşadıkların gerçekten inanılmaz, kulübünün sana sahip çıkması da müthiş. Her zaman senin yanında olmaya hazırız” dediler ve mesajı “You Will Never Walk Alone” sözüyle bitirdiler” diye konuştu. Murat Dural, Türk toplumunun kanayan yarasına parmak basmayı da ihmal etmedi: “Türkiye’de benim durumumda ya da zihinsel olarak 8-9 milyon engelli var. Bu insanlara, kaderlerine boyun eğmek yerine, istenirse neler yapılabileceği konusunda güzel bir örnek olduğumu düşünüyorum. Benim durumumdaki bir insan için, yürümek, koşmak tamamen zihinsel bir konu. Bunu önce zihninde gerçekleştirmek gerekiyor. Şu da unutulamamalı; fiziksel engelli olmak, her an herkesin başına gelebilecek bir durum. Bunu ben askerde yaşadım. Ancak, trafik kazası da olabilirdi, ya da başka bir şey. İnsanlar, her an böyle bir şeyin başına gelebileceğini bilerek, engelli vatandaşlarımıza daha fazla destek olmalı, onları kendileri gibi kabul etmeli.” 
Sakat mısın be kardeşim!
 “Normal hayatta daha önceki takma ayaklarımla özürlü olduğum anlaşılıyordu” ifadelerini kullanan Murat Dural, yeni protezleriyle artık bunun anlaşılmadığını dile getirdi. Dural, “Trafik ışıklarında biraz ağır hareket edince hemen şoför arkadaşlar, ‘Sakat mısın be kardeşim’ diye bağırıyor. Ben de ‘Evet’ cevabını verince şaşkınlıkla bana bakıyorlar. Ama onlar da haklılar sonuçta, ortada engelli olduğumu belli eden bir şey yok. Böyle olayları şu sıralar güncel hayatımda çok sık yaşamaya başladım” şeklinde konuştu. 
Beni seri katil sandılar 
 Murat, yeni protezlerinin yapılması sonrası başından geçen ilginç bir olayı anlattı: Kalıplar alınıp, protezler yapıldıktan sonra, Park Orman’a spor ayakkabısı almak için gittim. Protez ayaklarım çantanın içinde güvenlik cihazından geçerken görevli kız, çığlıklar atmaya başladı. Çanta x-ray cihazından geçerken, çantanın içinde iki çift ayak gören kız çok fena korkmuştu. Etrafım bir anda sarıldı, beni seri katil zannetmişlerdi. Düşünün, çantasında iki çift ayak olan bir adam.. Durumu güvenlikçilere anlatmamız bir hayli zor oldu. Ama sonunda anladılar. Çantamı alıp içeri girerken, güvenlikçi kız arkamdan hala korku dolu gözlerle bana bakıyordu. 
Futbolcu seçmesi mi var abi?
Murat Dural, Fenerbahçe Kulübü’nün Dereğazı Tesisleri’nde ilk antrenmanına çıktığında, sarı lacivertli bayan basketbol takımı da kondisyon idmanı yapıyordu. Sahada koşan basketbolculardan birisi Murat’ın fotoğraflarını çektiğimi görüp, yanıma geldi... “Ağabey, hayrola neden fotoğraf çekiyorsun. Yoksa futbol seçmeleri mi var?” diye sordu... Murat’ın Alex’in ayaklarından alınarak yapılan yeni silikon kalıp protezi o kadar mükemmeldi ki, fiziki durumu asla belli olmuyordu... Bunu Murat’a anlattığımda o da çok sevindi. Basketbolcu ise şaşkınlığını gizleyemedi.  
Hikayesi film oluyor
Murat Dural, yaşadıklarının belgesel yönetmeni Okan Altıparmak tarafından filme çekileceği müjdesini de verdi. Dural, “Okan Altıparmak, bu hikayeyle yakından ilgileniyor. Şu anda taslak senaryo hazır, üzerinde çalışmalara devam ediliyor. Yaklaşık 2 yıllık bir çalışma sonrasında bir film yapılması gündemde. Bu hem Fenerbahçe’nin tanıtımı açısından hem de benimle benzer durumda olan insanlar açısından çok büyük bir olay olacak” dedi. 
İşte o şarkının sözleri
Lİman işçileri tarafından kurulan Liverpool, İngilizlerin en köklü kulüplerinden biri olmasının yanı sıra taraftarının özelliği ile de M.United, Chelsea gibi kulüplerden farklıdır. Taraftarları onları hiçbir yerde bırakmaz ve her maçta “You Will Never Walk Alone” şarkısını söylerler. Liverpool, artık bu şarkıyla özdeşleşmiştir... 
Sesini AKŞAM’la duyurdu
Yazarımız Alaattin Metin, 30 Ocak 2009’da Murat Dural’ın hikayesini AKŞAM Gazetesi’nin sayfalarına taşıdı. Dural’a başta F.Bahçe’den olmak üzere toplumun her kesiminden büyük destek geldi. 
You Will Never Walk Alone
(Asla Yalnız Yürümeyeceksin)
Hayatın yollarında 
Güneşin ışıkları da vardır yağmur da 
Güller de vardır dikenler de.. 
Kahkaha da sancı da 
Kilometrelerce yürürken 
Çok sert dağlar da çıkar önüne 
Çöller ve çok derin vadiler de. 
Bazen çok hoştur yürüyüş. 
Bazen fırtınalar eser.. 
O fırtınalı yollarda 
Mucizeler de vardır korkular da. 
Sevgiyle coşarsın hep 
Bazen göz yaşların damlar. 
Bazen eğilirsin bazen geriye düşer. 
Hatalar yapılmak içindir 
Dersler öğrenmek için. 
Ama istiyorum ki hiç unutma.. 
İstiyorum ki hep bil.. 
Asla yalnız yürümeyeceksin. 
İnandığın sürece!..  
Doğan ÇİL



http://www.aksam.com.tr/2009/08/12/haber/spor/2774/asla_yalniz_yurumeyeceksin.html

Aile 'Tedavi etmeyin' dedi mahkeme kararı yaşattı

Aile 'Tedavi etmeyin' dedi mahkeme kararı yaşattı

Kız bebeğin ailesi, önce sezaryene sonra da yoğun bakıma karşı çıktı. Doktorlar da bebeği, mahkeme kararıyla kuvöze aldı. İyileşen kızı devlet, gözetim şartı ile annesine iade etti
Ailesinin yoğun bakıma alınmasına izin vermediği kız bebek, hastanenin şikâyeti üzerine çocuk mahkemesinin bir günde çıkardığı karar ile kuvöze alındı. Tedavinin ardından Sosyal Hizmetler'in aldığı bebek, ailesinin zarar vermeyeceğine kanaat getirildikten sonra tekrar anneye verildi. Ancak küçük bebeğin bakımı denetim altında. Her şey 7 Nisan'da, gece saat üçte E.G. adlı hastanın doğum sancıları ile hastaneye başvurmasıyla başladı. Sabah 11.30 sıralarında doğumu takip eden doktor, bir terslik olduğunu ve hastanın sezaryene alınması gerektiğini açıkladı. Kayınvalide ve baba sezaryene izin vermiyordu. Aile ile hastane yetkilileri arasında şiddetli tartışmalar yaşandı ve en sonunda aile ikna oldu. Ancak minik bebeğin daha doğmadan karşılaştığı aksilikler bununla da sınırlı kalmadı. S.G. dünyaya geldikten sonra doktorları tıbbi bir komplikasyon saptadı. Bebek annesinin sütünü emerken kolunda istemsiz bir hareket oluşuyordu.

SAVCI HAREKETE GEÇTİ
Çocuk doktoru, beyninde oluşan su toplamasına nedeniyle acilen yeni doğan yoğun bakıma alınmasını istedi. Bu noktada aile yine doktorlara karşı çıkarak minik kızın yoğun bakıma alınmasını kabul etmedi. Bebeklerini alıp evlerine gitmek istediler. Bu defa aileyi ikna etmek mümkün olmayınca, hastane yetkilileri Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Savcı da vakit kaybetmeden bir saat içinde olayı Bakırköy 1. Çocuk Mahkemesi'ne taşıdı. Çocuk Mahkemesi, İstanbul Sağlık Müdürlüğü ve doktorların açıklamalarıyla aynı gün içinde karar aldı ve minik bebeğin acil korumaya alınıp sağlık tedbiri verilmesine hükmetti. Bebeğin gözetimi de aileden alınarak Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü yetkililerine devredildi.

KUVÖZDE 7 GÜN KALDI
Talihsiz bebek S.G., Bahçelievler Medical Park bebek yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tam 7 gün kaldı. Tüm tedavisi yapıldı. Taburcu olma vakti gelince de mahkeme kararıyla polis eşliğinde ailesi yerine 17 Nisan'da Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü yetkililerine teslim edildi. Ailenin ısrarla bebeklerini istemesi üzerine bir adaptasyon süreci başlatıldı. Uzmanlar, ailenin bebeğe zarar vermeyeceğine ve tedavi sürecini kesintiye uğratmayacağına kanaat getirdikten sonra, minik S.G. de tekrar ailesine teslim edildi. Sosyal hizmetler yetkileri halen periyodik aralıklarla bebeğin sağlık durumunu ve bakımını kontrol ediyor.

Dr. Çetin Köksal (Medical Park Bahçelievler Hastanesi Genel Müdürü)
'ÜCRETSİZ DEDİK İKNA EDEMEDİK'
"21 yıllık hekimim ilk kez böyle bir durumla karşılaştım. Tıbbın dışında bu olayda karşımıza hukuk da çıktı. Babam eski bir hâkimdi ve hep çocukların devlet korumasına alınabileceğini söylerdi. O nedenle bu konuda bir bilgim vardı. Bu sayede vakit kaybetmedik savcılığa başvurumuzu yaptık. Buna rağmen aileyi ikna çabalarımız sürdü, ama başaramadık. Hiçbir ücret ödemeyeceklerini, çocukların sağlıklarının devlet güvencesinde olduğunu açıkladık. Yine de kabullenmediler. Biz de Çocuk Koruma Kanunu'na göre savcılığa başvurup tedbir istedik. Saatler içinde koruma kararı çıktı.

ZAMANLA YARIŞ...
Bebeğin sağlığı için zaman çok önemliydi. Çocuklarımızın yaşam hakkı elinden alınamaz. Kimse kimsenin hayatını riske sokamaz. Bebekte herhangi bir sağlık sorunu oluşmaması için tedavisini yaptıktan sonra mahkeme kararına göre yine Sosyal Hizmetler yetkililerine teslim ettik."

SABAH

http://www.medimagazin.com.tr/mm-aile-tedavi-etmeyin-dedi-mahkeme-karari-yasatti-h-60762.html

“Ekolojik Gıda Daha Faydalı Değil” Raporuna Uluslara

“Ekolojik Gıda Daha Faydalı Değil” Raporuna Uluslararası Tepkiler Yağıyor
Bugday 06/08/2009

Geçtiğimiz günlerde İngiliz Gıda Standartları Enstitüsü’nün yaptığı araştırma sonucunda dünya basınına dağıtılan “Ekolojik Gıda Daha Faydalı Değil” haberine IFOAM (International Federation of Organic Agriculture Movements, Uluslararası Ekolojik Tarım Hareketleri Federasyonu) ve Toprak Vakfı (Soil Association) gibi kuruluşlar da dahil olmak üzere uluslararası tepki ve yanıtlar geldi. Uluslararası platformlarda bu kurumlarla birlikte ekolojik tarımın gelişmesi için çaba gösteren Buğday Derneği, bu yanıtların çevirisini yaparak basına dağıttı.

Kuruluşlar, ekolojik gıdanın konvansiyonel gıdaya kıyasla daha fazla besin değeri içerdiğini kanıtlayan raporları sundu. Raporlar ayrıca söz konusu karşılaştırmada, konvansiyonel tarımda kullanılan tarım, böcek ve ot ilaçlarının hiç hesaba katılmamasının son derece yanlış olduğunun altını çizdi. Raporların tamamı aşağıdaki gibidir:

IFOAM (Uluslararası Ekolojik Tarım Hareketleri Federasyonu)

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, ekolojik üretimin olumlu etkisini son derece açık bir şekilde gösteriyor. (1) Yapılan çalışmalar ekolojik gıdaların genellikle daha düşük seviyede nitrat, antibiyotik (hayvansal gıdalar için) ve tarım ilacı kalıntısı (bitkisel gıdalar için) ve daha fazla mineral, vitamin içerdiğini, aynı zamanda daha dengeli protein profili olduğunu gösteriyor. Bunun yanısıra, ağır metaller ve patojen mikroorganizmalar söz konusu olduğunda ekolojik gıdaların en az konvansiyonel gıda kadar güvenli olduğunu gösteriyor.

Tarım ilacı Kalıntıları ve Nitrat

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu (FAO) “Ekolojik olarak üretilen gıdaların daha az tarım ilacı kalıntısı, ilaç kalıntısı ve çoğu durumda, daha az nitrat bulundurduğu”nu kabul etmiştir. (2)

Ekolojik bitkisel bazlı gıdaların, ekolojik olmayan bitkisel gıdalara kıyasla daha yüksek miktarda sağlığa yararlı ikincil bitki bileşimi içerdiğini
gösteren kanıtlar vardır. Vitamin gibi, bitki kökenli kimyasallar vardır. Örneğin, fenolik bileşimler bir bitkinin ve insan vücudunun anti-oksidanıdır. Karoten (sarı, turuncu ve kırmızı bitkilerde bulunur) de kardiyovasküler hastalıklar ve bazı kanser türleri riskini azaltan başka bir örnektir. Ekolojik ve konvansiyonel gıdaların bitki kökenli kimyasal seviyeleri karşılaştırıldığında, ekolojik gıdada daha fazla bitki kökenli kimyasal olduğu bulunmuştur (3). Avrupa Birliği tarafından gerçekleştirilen ve kısa zaman önce tamamlanan dört yıllık araştırma, ekolojik meyve ve sebzelerin en az yüzde kırk daha fazla antioksidan ve daha yüksek seviyede demir ve zink gibi faydalı mineraller olduğu sonucuna varmıştır. Ekolojik sürülerden alınan sütteki antioksidan miktarı, konvansiyonel sürülere oranla %90 daha fazladır. Profesör ve Proje Koordinatörü Carlo Leifert, aradaki farkın çok fazla olduğunu, tavsiye edilen beş porsiyon meyve ve sebzeyi tüketmeyenlerin ekolojik ürünle beslenerek sağlıklarına katkıda bulunacaklarını söylemiştir (4). Protein içeriğine gelince, ekolojik ürünler biraz daha az protein içeriyor ancak daha dengeli amino asid profili çiziyor. (5)

Yukarıda anlatılan farklar birkaç faktörden kaynaklanıyor. Birincisi, ekolojik üretimde yetiştirilen ürünler daha az “zorlanmış”tır, yani büyümeleri genellikle daha yavaş olur, bu da organizmalar bileşimlerini sentezlemeye vakit bulduklarından yaşamsal kaliteyi artırır. Son zamanlarda yapılan uzun süren bir çalışma (6) “seyrelme etkisinin” böcek baskısı yokluğu, yüksek seviyeli nitrojen ve hızlı bitki büyümesi olduğuna dair kanıtlar bulmuştur. Birkaç yıl boyunca ekolojik üretim yapılan tarlalarda yetişen domatesler konvansiyonel domateslerden çok daha fazla flavonid konsantrasyonu içerir. Bu hayvansal ürünler için de geçerlidir. Bazı ülkelerde (örneğin Amerika’da) konvansiyonel tarımda yetiştirilen hayvanların büyümesi hormon kullanılarak hızlandırılır. Bu hormonların kalori başına alınan et ağırlığının artmasına sebep olduğu bilinir, bu etteki suyun tutulmasından kaynaklanır, böylece çiftçi daha fazla para kazanır çünkü fiyat ağırlığa göre belirlenir, kaloriye değil. Örneğin, eğer çiftçi %15 daha ağır çeken (hormon kullanımından dolayı ette suyun tutulması sebebiyle) et üretebilirse, %15 daha fazla para kazanır, ağırlık sadece su olmasına rağmen. Tüketici besin yerine suya para ödemiş olur!

Hastalığa Dayanıklı Yerel Ürünler

Besin değeri farklarının sebeplerinden biri de ekolojik yönetimde yetişen bitkilerin böcek baskısı altında kendilerini koruma mekanizmalarının daha fazla gelişmesidir, bunu yaparken de ikincil bitkisel bileşimler yaratırlar. Başka bir açıklama da, ekolojik ürün yetiştiren çiftçilerin bitki ve hayvan yetiştirirken sadece ürün randımanına göre değil, hastalık ve böceklenmeye karşı dayanıklı, yerel şartlara adapte olabilen bitki ve hayvan türlerine bakmalarıdır. Bu atalardan kalma veya yerel türler, yüksek randımanlı, modern türlerden daha fazla besin değerine sahip olabilir.

Özetle, ekolojik statü dışında besin değerlerini etkileyen pek çok faktör vardır, örneğin ürün çeşitliliği, hasat zamanı, hasattan sonraki dağıtım gibi, ama sonuç olarak, ekolojik gıda, konvansiyonel gıdaya göre daha fazla besin değerine sahiptir. Araştırmalar, ekolojik gıdaların besinsel değerinin yanında, duyumsal kalite ve “keyif alma” hissinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Bu kural, işlenmiş ürünlerden çok, çiğ tüketilen ürünler için geçerlidir, işlenmiş ürünlerde ürünün asıl bileşimini etkileyen daha pek çok faktör verdır.

İşlenmiş ürünlere gelince de ekolojik ürünler açıkça sağlık avantajına sahiptir. Konvansiyonel işlenmiş gıdalar yapay katkı maddeleri içerir, bunlar açıkça bilindiği gibi sağlığa zararlıdır. Hidrojene yağlar (trans-yağ olarak da bilinir) bunun en çarpıcı örneğidir. Bu yağlar hidrojenasyon yöntemiyle yapay olarak, ürüneri katılaştırmak ve raf ümrünü uzatmak için üretilir. Trans-yağların kalp hastalıkları, kanser ve cilt hastalıkları riskini artırdığına dair kanıtlar vardır. Binlerce gıda ürününe eklenen ve içerik listesinde kulağa masum gelen isimler takılan monosodyum glütamat, iç salgı bezlerinin çalışmasını bozar ve “Çin restoranı sendromu” denen, baş dönmesi, baş ağrısı, terleme ve astım krizleriyle bağlantısı vardır. Dünyada en fazla kullanılan yapay tatlandırıcı olan Aspartamın, migren, inme, göz kararması ve daha birçok sinir sistemi problemleriyle doğrudan ilişkilidir. Bunlar ve benzeri zararlı katkıların kullanımı ekolojik gıdalarda yasaktır. Dolayısıyla, ekolojikürünler seçmek, tüketicilerin çok çeşitli ve büyük miktarlarda zararlı katkı maddelerinden kaçınmalarını sağlar.
Ekolojikgıda bir lüks değildir, gıdanın olması geren halidir.

[1] K Woese, D Lange, C Boess, KW Bogl, “Ekolojikve konvansiyonel gıdaların karşılaştırılması”, Journal of Science, Food and Agriculture, 74, 281-293, 1997.
[2] Birleşmiş Milletler, Gıda ve Tarım Organizasyonu 22. yerel Avrupa Konferansı raporu, Portekiz, 24-28 July 2000.
[3] Magkos, F (2003), Caronaro, M et al. (2001 and 2002), Tinttunen, S and Lehtonen, P (2001), Tarozzi, A (2006), Young, JE (2005), Veberic et al (2005), Asami et al. (2003) and Caris Veyrat, C et al. (2004).

[4] http://www.timesonline.co.uk/tol/news/uk/health/article2753446.ece

[5] Afssa (Agence Française de Sécurité Sanitaire des Aliments) (2003): Evaluation nutritionnelle et sanitaire des aliments issus de l’agriculture biologique, http://www.afssa.fr

[6] “Ekolojikve Konvansiyonel Tarım Yönetiminde Domateslerdeki Flavonid İçeriğinin Karşılaştırılması” Alyson E. Mitchell et al, Journal of Food and Agricultural Chemistry, Haziran 2007.

TOPRAK VAKFI (SOIL ASSOCIATION)



Bilindiği Gibi, Gıda Standartları Enstitüsü (Food Standards Agency) geçtiğimiz günlerde ekolojik beslenmenin önemli bir fayda sağlamadığına dair bir rapor yayınladı. Bu çok ciddi bir araştırma ve Toprak Vakfı bu araştırmanın sonuçlarını ciddiyetle inceleyecek – ancak ilk bakışta bile araştırmanın epey kısıtlı bir analiz olduğu görülüyor. Örneğin, inceleme sadece İngilizce yazılmış belgelere dayalı, bulunan belgelerin yarısı rapora dahil edilmemiş ve Avrupa Birliği tarafından bu yılın Nisan ayında yayınlanan (bu araştırmanın yayınlanacağının önceden bilinmesine rağmen) daha güncel rapor gözardı edilmiş.
Daha Büyük Faydalar

İnsanların ekolojik gıdayı sadece onları daha sağlıklı yapacağı düşüncesiyle satın aldıkları bir efsanedir. Geçtiğimiz aylarda yapılan AB araştırmasına göre, sürekli olarak ekolojikgıda satın alanlar (tüm ekolojikürünlerin %80’i) ekolojiktarımın ve ürünlerin faydaları konusunda çok daha sofistike bir anlayışa sahip.

Örneğin, araştırma, tarım, böcek ve yabani ot zehirlerinin uzun vadeli etkilerini işaret etmekte başarısız olmuştur. Avrupa Komisyonu 2006 yılında, belli kanser türlerini, erkek kısırlığını ve sinir sistemi bozukluklarını tarım ilacı kullanımıyla ilişkilendirmişti. Endüstriyel tarım ile yetiştirilen bir elma 16 defa, 30 farklı kimyasalla ilaçlanmış olabilir.
Yaban Hayatın Korunması

Ekolojik gıda satın almak aynı zamanda sağlıklı bir çevreyi destekler. Ortalama bir ekolojik çiftlik %30 daha fazla tür ve %50 daha fazla kuş, kelebek ve arı gibi yaban hayat barındırır. Bu konuda uzman olan Compassion in World Farming (Dünya Tarımında Merhamet), ekolojik tarımın en yüksek hayvan refahına sahip olduğunu söylüyor. Diğer çevresel yararlar belli – Ekolojik çiftlikler daha az tehlikeli atık yaratıyor. Ekolojik tarımda yapay nitrojen gübresi yasaklanmıştır, dolayısıyla yağmur sularıyla karışarak deniz giden ve kıyı sularında aşırı yosun çoğalmasına sebep olan maddeler daha azdır.

Ekolojik tarımda daha fazla kadın ve genç insan vardır, ekolojik çiftçiler gelecek için daha iyimserler. Bu gelecek, küresel ısınmanın ağırlığı altında eziliyor. Burada ekolojik tarım yol gösteriyor, kırmızı yonca gibi güneş ışığını kullanarak toprağa nitrojen katan doğal gübreler sayesinde tarım ürünlerine fayda sağlıyor. Kendimizin ve gezegenimizin sağlığı için ekolojikgıda ve tarım geleceğimizde büyük rol oynayacak.

Toprak Vakfı Politika Direktörü Peter Melchett, FSA tarafından yetkilendirilen ekolojikgıda raporunu şöyle yorumladı: “Araştırmacıların ulaştığı sonuç bizi hayal kırıklığına uğrattı. Araştırma, var olan ekolojik ve ekolojik olmayan ürünlerin beslenme karşılaştırmalarının tümünü reddetmiş. Bunun sebebi, var olan karşılaştırmaların, araştırmayı yapan London School of Hygiene ve Tropical Medicine’in koyduğu belli bir kritere uymuyor olmaları.”

Araştırmacılar, göreceli az sayıdaki araştırmalara dayanarak, ekolojik ve ekolojik olmayan gıdalar arasındaki farkın ‘önemli’ olmadığı sonucuna varmalarına rağmen, analizlerinde ekolojik gıdaların, ekolojik olmayan gıdaya kıyasla, besin değerlerinin daha yüksek olduğunu beyan etmişlerdir. Örneğin, FSA’nın çalışmasına göre, ekolojik gıdada bulunan besin değerleri ekolojik olmayanlara kıyasla aşağıdaki oranlarda daha yüksektir:

- Protein 12.7%
- Beta-karoten 53.6%
- Flavonoids 38.4%
- Bakır 8.3%
- Magnezyum 7.1%
- Fosfor 6%
- Potasyum 2.5%
- Sodyum 8.7%
- Sulfür 10.5%
- Zink 11.3%
- Fenolik bileşimler 13.2%

Araştırmacılar bunun yanısıra ekolojik et ve süt ürünlerindeki yararlı çoklu doymamış yağların, ekolojik olmayan et ve sütelere göre daha fazla olduğunu (2.1% - 27.8% daha fazla) bulmuşlardır.
Toprak Vakfı, Avrupa Birliği tarafından fonlandırılan, 31 araştırma, üniversite ve yayının yanısıra 100 bilim araştırmasını da içinde barındıran, 18 milyon avroya mal olan ve bu yılın Nisan ayında sonuçlanan araştırmanın FSA tarafından göz önünde bulundurulmamasından dolayı hayal kırıklığına uğramıştır.

Avrupa Birliği Araştırma Sonuçları

Avrupa Birliği araştırma programı su sonuçlara varmıştı:

Ekolojik tarım ürünleri, bünyelerinde besin istenen yüksek bileşimleri (antioksidan, vitamin, glikosil) daha fazla barındırır.
Ekolojik tarım ürünleri, bünyelerinde besinlerde istenmeyen bileşimleri (mikotoksin, glikokaloid, kadmiyum ve nikel) daha az barındırır.
Bunun yanısıra, ekolojik süt ve süt ürünlerindeki CLA ve Omega 3 miktarı %10-60 oranında, ekolojik yeşil sebze ve meyvelerdeki C vitamini de %90 oranında daha fazladır.
Tarım ilaçlarının insan üzerindeki uzun süreli etkilerini araştıran bir çalışma yapılmamıştır. 2006’da Avrupa Komisyonu “Uzun süre tarım ilaçlarına maruz kalmanın bağışıklık sisteminde, kanser, kısırlık, doğum sakatlıkları ve sinir sistemlerinde ciddi bozukluklara yol açtığı”nı belirtmiştir.

Ekolojik tarım ve gıda sistemleri bütünselcidir, gübre gibi petrol türevinden üretilen girdiler kullanmak yerine doğayla birlikte çalışır. Ekolojik ürün satın alan tüketiciler sadece tarım ilacıyla kaplanmamış yiyecek almakla kalmaz, aynı zamanda yüksek hayvan refahı standartlarına destek olur, antibiyotiklerin sürekli kullanılmasını engeller ve çiftliklerdeki yaban hayatın artmasını destekler.

http://www.bugday.org/article.php?ID=3289

Yaşlı ve Özürlülerin Evlerini Temizliyorlar

Yaşlı ve Özürlülerin Evlerini Temizliyorlar

Esenler Belediyesi, Esenler'de yaşayan ve yardıma muhtaç vatandaşlar için yeni bir proje başlattı.

Kategori  Kategori : Yaşam
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 82
Tarih  Tarih : 05 Ağustos 2009, 14:05

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Esenler Belediyesi, Esenler’de yaşayan ve yardıma muhtaç vatandaşlar için yeni bir proje başlattı. ‘Yalnız Değilsiniz’ projesiyle ev işlerini göremeyen bakıma muhtaç ve yaşlı vatandaşların tüm ev temizlikleri Esenler Belediyesi tarafından yaptırılıyor.

Esenler Belediyesi Sosyal Yardım Müdürlüğü tarafından oluşturulan özel temizlik ekipleri Esenler’de oturan yaşlı ve yatalak durumda bulunan bakıma muhtaç tüm ailelerin evlerini haftalık periyotlar halinde temizleyecek. Evlerin düzenli temizlenememesi nedeniyle oluşan haşerelere karşıda belediye ekipleri evleri yine aynı periyotlar halinde ilaçlayarak hijyenik hale getirecek. Ayrıca temizliğe gidilen evlerde vatandaşların ihtiyacı gözlenen acil eksikleri de (gıda, temizlik malzemesi, v.b) Esenler Belediyesi tarafından karşılanacak.

‘’YAŞLILARA YARDIM KONUSUNDA HASSASİYET GÖSTERİLMELİ’’

Proje ile ilgili açıklamalarda bulunan Esenler Belediye Başkanı Mehmet Teyfik Göksu: “Bu proje ile hizmeti, yardıma muhtaç ve yaşlı vatandaşların ayağına kadar götürerek, geride kalan yaşamlarının rahat ve huzurlu bir şekilde yaşamalarını sağlayacağız” dedi. Esenler Belediye Başkanı Göksu ayrıca: Bugünün gençlerinin yarının yaşlıları olacağına dikkat çekerek, projeye büyük önem verdiklerini kaydetti. Herkesin bu konuda hassasiyet göstermesi gerektiğini ifade eden Göksu, Yaşlı insanlarımız, engelli insanlarımız kendi başlarına bir köşeye itilmiş vaziyetteler ve yalnız yaşıyorlar. Biz belediye olarak bu insanlarımıza, yalnız olmadıklarını hissettirmeye çalışıyoruz. En zor günlerinde yanlarında olma gayretindeyiz. Ekiplerimiz, evlerini temizliyor, diğer ihtiyaçlarını görmeye çalışıyor. Onların bir evladı gibi hizmet etme çabası içerisindeyiz."dedi.

‘’TOPLUSAL VE AHLAKİ DEĞERLERE SAHİP ÇIKMALIYIZ’’

Toplumsal ve ahlaki değerlere sahip çıkmanın önemine dikkat çeken Belediye Başkanı Göksu, "Biz toplumsal değerlere sahip çıkarak, belediye olarak üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz. Yaşlandığımız zaman bizim de bu durumlara düşebileceğimizi hatırdan çıkarmamalı, çevremizdeki bu tip insanlara sahip çıkmalıyız. Bizim toplumsal değerlerimiz bu konuda bir toplumsal bilinç oluşturulmasını gerektiriyor’’ dedi.

Esenler Belediye’sinin ev temizliği projesi ile ilgili memnuniyetini dile getiren yardıma muhtaç ve yaşlı vatandaşlar, “Bizi büyük bir zahmetten kurtarıyorlar. Bedensel ve maddi imkansızlıklarımız yüzünden evlerimizi gerektiği gibi temizleyemiyoruz. Evimize kadar gelip bu hizmeti bize getiren başkanımıza ve ekibine çok teşekkür ederiz” diye konuştular.

Bölge Gazetesi

http://www.engellilersitesi.com/haber/3082-yasam-yasli-ve-ozurlulerin-evlerini-temizliyorlar.html

"Mutluluk bulaşıcıdır" derdi dedem, "mutsuzluk amansız bir hasta

Eyüp CAN
referans gazetesi

"Mutluluk bulaşıcıdır" derdi dedem, "mutsuzluk amansız bir hastalık."
Amerika'da yayımlanan bir araştırmaya göre obezitenin bulaşıcı olduğu ortaya çıktı.
Tıpkı grip gibi şişmanlık da bulaşıcıymış.
Hawaii Üniversitesi'nden araştırmayı yapan uzmanlar, 2 yıl boyunca 10 ile 20 yaş arası 5 bin genci izlemiş ve aşırı kilolu arkadaşı olan gençlerin kendilerinde de bir süre sonra kilo problemi başladığını tespit etmişler.
Yakın arkadaşların birbirlerinin alışkanlıklarını taklit etmesinden dolayı bu duruma "taklitçi şişmanlık" diyorlar.
Hatta İngiltere Ulusal Obezite Grubu Başkanı Tom Fary daha da ileri gitmiş:
"Eğer bir çocuğun babası aşırı kiloluysa spor yapması zor bir ihtimal. Çocuk da spor yapmak yerine onun gibi yemeye alışır. Aileler çocuklarına kötü örnek oluyorlar!"

Durun hemen öfkelenmeyin.
Bu araştırmayı yapan hiç kimse gelir durumu, beslenme bozukluğu, genetik ya da biyolojik faktörleri yok sayıyor değil.
Son yıllarda giderek öne çıkan bu tür araştırmalarda amaç sosyal ilişkiler ağının sağlık dahil gündelik yaşamımıza etkisini ölçmek.
Bu konuda benim okuduğum en çarpıcı çalışmayı iki yıl önce The New England Journal of Medicine'da Nicholas Christakis ve James Fowler yayımladı.
O gün bu gündür yaptıkları her çalışmayı dikkatle izliyorum.
Harvard'da "yaşam ve ölüm" başlıklı hayli ilginç bir ders veren Christakis hem tıp hem de sosyolojiyle ilgili.
Zaten başarısı bu iki disiplini birlikte kullanma yeteneğinden kaynaklanıyor.

Obezitenin bir virüs gibi insandan insana bulaştığını gösteren makalesi yayımlandığında hayli gürültü koparmıştı.
Öyle ki Harvard, araştırmasını genişletmesi için 11 milyon dolarlık fon ayırdı.
Bir tesadüf eseri ulaştığı 12 bin kişiyi kapsayan 32 yıllık detaylı data uzun yıllardır kafa yorduğu sosyal network meselesini bilimsel olarak kanıtlama şansı sundu.
Rakamlar çarpıcı, yakın arkadaşı obez olan bir kişinin obez olma ihtimali yüzde 57 artıyormuş mesela. Aile ve komşuların etkisi yakın arkadaşlardan sonra geliyor.
Bir kişi ortalama altı yakın arkadaşı üzerinden birçok alışkanlığını şekillendiriyor.

Mesela benzer bir durum sigara tiryakiliği ya da sigarayı bırakmak için geçerli.
Fakat en çarpıcı olan Christakis ve Fowler'a göre "mutluluk da bulaşıcı."
"Tıpkı obezite ve sigara tiryakiliği gibi mutluluk da içinde bulunduğunuz sosyal ilişkiler ağıyla çok yakından irtibatlı" diyor bu iki akademisyen.
Sadece yakın arkadaşınız değil, arkadaşınızın arkadaşı hatta onun arkadaşları bile sizin mutluluğunuzu etkileyebiliyor, kilometrelerce uzakta olsanız bile.
Her ekstra mutlu arkadaş sizin mutluluğunuzu yüzde 9 artırıyor.
Buna karşılık 5000 dolar daha fazla kazanmak mutluluğunuzu yüzde 2 etkiliyor.
Bu yüzden mutlu insanlar genelde arkadaş gruplarının merkezinde yer alıyorlar. Daha geniş mutlu sosyal gruplarla birlikte olmayı tercih ediyorlar.
Yani mutluluk bireysel olduğu kadar çevresel, tek başına size ait değil!

Peki ya mutsuzluk?
O da bulaşıcı fakat merkeze çekmek yerine çevreye itiyor.
Oda arkadaşı aşırı depresif olan bir öğrenci üç ay içinde depresif belirtiler gösteriyor.
Bir yıl sonra tedavi gerektirecek düzeyde ileri depresyon yaşayabiliyor.
Zaten Christakis'i bu çalışmaya iten, "ölümcül hastaların" yakınları üzerindeki tahripkâr etkilere birebir şahitlik etmesi.
Yaşam, sevinçten ibaret değil; bütün mesele, acılardan da mutluluk devşirebilmek.
O da ancak sizin kadar yakınınızdaki insanların mutluluğuyla mümkün.

Dedem 104 yaşında öldü.
Yaşamının son döneminde önce ninemi, sonra gözlerini kaybetmesine, çektiği onca acıya rağmen bir kez olsun çevresini mutsuz ettiğini görmedim.
Ne zaman mutsuz olduğumu görse "Mutluluk bulaşıcıdır evlat" derdi.
"Mutsuzluksa amansız bir hastalık!"

http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=127222&YZR_KOD=4

Devlet Personel Başkanlığı'ndan, Devlet memurluğuna giriş aç

DPB'den, Devlet memurluğuna giriş açıklaması
devlet personel başkanlığı logosuDevlet Personel Başkanlığı kendisine intikal eden çok sayıda soru nedeniyle daha önce çıkarmış olduğu "Devlet Memurluğuna Alınma" tebliğini değiştirmiştir. 28 Temmuz 2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan tebliğde, istifa eden devlet memurunnu dönüşü, emeklinin dönüşü, şehit yakınının veya terör nedeniyle malul olanların istihdamı, "astsubay-subay, hakim-savcı, akademisyen, uzman jandarma, sözleşmeli subay ve astsubayların memur kadrolarına nasıl atanacağı" detaylı olarak açıklanmıştır. Tebliğ için başlığa tıklayınız.
28 Temmuz 2009 04:40
<_script /><_script />

Resmî Gazete
28 Temmuz 2009
Sayı : 27302

TEBLİĞ

Devlet Personel Başkanlığından:

KAMU PERSONELİ GENEL TEBLİĞİ

(Devlet Memurluğuna Alınma)

(Seri No: 1)

Kamu kurum ve kuruluşlarında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur statüsünde çalışmak isteyen vatandaşlarımızın aşağıdaki açıklamalar çerçevesinde hareket etmeleri gerekmektedir.

1. İlk Defa Devlet Memurluğuna Alınma

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasında; "Devlet kamu hizmet ve görevlerine Devlet memuru olarak atanacakların açılacak Devlet memurluğu sınavlarına girmeleri ve sınavı kazanmaları şarttır." hükmüne, ikinci fıkrasında ise; "Sınavların yapılmasına dair usul ve esaslar ile sınava tabi tutulmadan girilebilecek hizmet ve görevler ve bunların tabi olacağı esaslar Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak bir genel yönetmelikle düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 03/05/2002 tarihli ve 24744 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmeliğin 7 nci maddesinde; "Kamu kurum ve kuruluşlarının personel ihtiyacı göz önünde bulundurularak KPSS'nin yapılacağı tarihler, DPB ve ÖSYM tarafından birlikte belirlenir. ÖSYM, KPSS tarihi, başvuru tarihi ve başvurunun ne şekilde ve nereye yapılacağını Resmî Gazete'de ve Türkiye genelinde yayınlanan en yüksek tirajlı ilk üç gazetede farklı tarihlerde ilan vermek suretiyle duyurur." hükmü, 13 üncü maddesinde; "(A) grubu kadrolarına atama için seçme yapacak kamu kurum ve kuruluşları, yürürlükteki mevzuata uygun olarak açıktan atama izni alınmış kadro ve pozisyonların sayı, sınıf, unvan ve dereceleri ile genel ve kendi mevzuatındaki koşulları ve belirlenen KPSS taban puanını, Resmî Gazete’de ve Türkiye genelinde yayınlanan tirajı en yüksek ilk beş gazetenin en az birinde ilan vermek suretiyle adaylara duyurur." hükmü, 14 üncü maddesinde ise; "Adayların öncelikle bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yapılacak KPSS’ye girmeleri ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının belirleyeceği bir taban puanın üzerinde KPSS puanı almış olmaları şarttır." hükmü yer almaktadır.

Ayrıca, aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinde; "Kamu kurum ve kuruluşlarının usulüne uygun olarak açıktan atama izni alınmış ve koşulları belirlenmiş (B) grubu boş kadrolarının sınıf, unvan, derece ve sayısı ile bu kadrolar için aranacak nitelikleri kapsayan bilgiler, DPB adına ÖSYM tarafından ilan edilir..." hükmü, 23 üncü maddesinde ise; "Adaylar, ÖSYM tarafından (B) grubu kadrolara; KPSS puanları, tercihleri, kadro sayıları ve koşulları göz önünde tutulmak suretiyle yerleştirilir." hükmü bulunmaktadır.

Yukarıdaki hükümler çerçevesinde, kamu kurum ve kuruluşlarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur olarak istihdam edilmek isteyenlerin, öncelikle Kamu Personel Seçme Sınavına (KPSS) katılmaları ve sınav sonucuna göre aldıkları puan doğrultusunda (A) grubu kadrolar için kamu kurum ve kuruluşlarının; (B) grubu kadrolar için ise ÖSYM Başkanlığının ilanlarını takip ederek, bu kamu kurum ve kuruluşlarına veya ÖSYM Başkanlığına başvuruda bulunmaları gerekmektedir.

2. Özürlülerin Devlet Memurluğuna Alınmaları

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 53 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; "Kurum ve kuruluşlar bu Kanuna göre çalıştırdıkları personele ait kadrolarda % 3 oranında özürlü çalıştırmak zorundadır." hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 16/09/2004 tarihli ve 25585 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özürlülerin Devlet Memurluğuna Alınma Şartları ile Yapılacak Yarışma Sınavları Hakkında Yönetmeliğin 7 nci maddesinde; "Kamu kurum ve kuruluşlarınca, özürlü açığı bulunduğu sürece, her yılın Nisan-Mayıs, Temmuz-Ağustos, Ekim-Kasım dönemlerinden bir veya birkaçında sınav yapılmak suretiyle, özürlülere tahsis edilen boş kadroların ilgili mevzuatına göre doldurulması zorunludur.” hükmü, 8 inci maddesinin birinci fıkrasında ise; "Özürlüler için dönemler itibarıyla yapılacak sınavlar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 46 ve 47 nci maddeleri gereğince Devlet Personel Başkanlığınca duyurulur." hükmü yer almaktadır.

Yukarıdaki hükümler çerçevesinde, özürlü vatandaşlarımızdan kamu kurum ve kuruluşlarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur olarak istihdam edilmek isteyenlerin, özürlü kontenjanı kapsamındaki kadrolar için ilan edilecek sınavlara başvurmaları ve ilgili kurum veya kuruluşça yapılacak sınavda başarılı olmaları gerekmektedir.

3. Korunmaya Muhtaç Çocukların Devlet Memurluğuna Alınmaları

2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun Ek 1 inci maddesinde; “Kamu Kurum ve Kuruluşları, reşit olana kadar Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından bakılan ve korunan çocuklar için, her yılbaşındaki, hangi statüde olursa olsun, serbest kadro mevcutlarının binde biri nispetindeki kısmını ayırarak bu çocuklar arasında yapılacak giriş sınavlarında başarılı olanlar arasından atama yaparlar.

Bu maddeden yararlanmak isteyenler, 18 yaşını tamamladıkları tarihten itibaren, Kamu Kurum ve Kuruluşlarına; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü vasıtasıyla başvurmak zorundadırlar.” hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan, 02/03/1995 tarihli ve 22218 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunmaya Muhtaç Çocukların İşe Yerleştirilmesine İlişkin Tüzüğün 4 üncü maddesinde; “Kamu kurum ve kuruluşları her yıl, hangi statüde olursa olsun serbest kadro sayılarıyla bunun binde biri oranında alacakları korunmaya muhtaç çocuk sayısını, adaylarda aranan nitelikleri, sınav tarihini ve yerini Kuruma bildirmek ve bu kadrolara Kurumca bildirilen korunmaya muhtaç çocuklar arasında yapılacak giriş sınavlarında başarılı olanlar arasından atama yapmak zorundadır.” hükmü bulunmaktadır.

Yukarıdaki hükümler çerçevesinde, reşit olana kadar Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından bakılan ve korunanlardan, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilmek isteyenlerin, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna başvurmaları ve söz konusu Kurum tarafından bildirildikleri kamu kurum ve kuruluşlarınca bu kontenjan kapsamındaki kadrolar için yapılacak sınavlarda başarılı olmaları gerekmektedir.

4. Terör Eylemleri Nedeniyle Şehit ve Malûl Olanların Yakınlarının ve Çalışabilecek Durumdaki Malûllerin Devlet Memurluğuna Alınmaları

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun Ek 1 inci maddesinde;

“A) Genel, katma ve özel bütçeli kurum ve kuruluşlarla mahalli idareler ve sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan her nevi teşebbüs veya bağlı ortaklıklar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur kadroları ile sözleşmeli personel ve sürekli işçi kadrolarının % 1'ini, bu Kanunun 1 inci maddesinde yazılı terör eylemleri nedeni ve etkisiyle;

a) Şehit olan veya çalışamayacak derecede malûl olan kamu görevlileri, er-erbaş, geçici köy korucuları ve gönüllü köy korucularının varsa eşlerinin, yoksa çocuklarından birisinin, çocukları da yoksa kardeşlerinden birisinin veya,

b) Malûl olup da çalışabilir durumda olanların,

İstihdamı için ayırmak ve bu fıkra hükümleri çerçevesinde belirlenecek kişileri işe almak veya atamak zorundadırlar.

İçişleri Bakanlığı, yukarıdaki fıkra kapsamına giren kişileri tespit etmek, bunlardan bir işe girmek için istekli olanların nitelikleri ile iş gereklerini gözönüne almak suretiyle, işe alınmaları veya atamalarının yapılması için, durumlarına uygun kadrosu mevcut olan kamu kurum ve kuruluşlarına bildirmekle görevlidir. Bu kişilerin işe alınmaları veya atanmaları sırasında açıktan atama izni alınması gerekmez. Ancak, ilgililerin sınav hariç olmak üzere, kadro veya işin gerektirdiği nitelik, özellik ve şartları taşımaları zorunludur.

Şehit yakınları ile çalışabilir durumda olan Malûllerin istihdamında takip edilecek usul ve esaslar; Maliye, Milli Savunma, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları ile Devlet Personel Başkanlığı ve Türkiye İş Kurumunun görüşleri alınmak suretiyle, İçişleri Bakanlığınca üç ay içerisinde çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.” hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan, bu hükme dayanılarak hazırlanan ve 29/03/1996 tarihli ve 22595 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Terör Eylemleri Nedeniyle Şehit ve Malûl Olanların Yakınlarının ve Çalışabilecek Durumdaki Malûllerin Kamu Kurum ve Kuruluşlarında İstihdamı Hakkında Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında; "Başvurularda, şehidin eşi, eşinin olmaması veya talepte bulunmaması halinde, çocuklarından biri; çocukları da yoksa veya yaşları itibariyle çalışamayacak durumda iseler kanuni vasilerinin onlar adına iş hakkından feragat etmesi üzerine şehit kardeşlerinden biri, çalışabilir durumdaki Malûlün kendisi; çalışamayacak durumdaki Malûlün eş, çocuk veya kardeşlerinden birinin talebi esas alınır. Herhangi bir kamu kurum veya kuruluşunda memur, sözleşmeli personel veya sürekli işçi kadrolarında çalışan hak sahiplerinin iş talepleri kabul edilmez." hükmü, 7 nci maddesinde ise; "Bu Yönetmelik hükümlerinden yararlanmak isteyen hak sahipleri, EK: 2’ deki Başvuru formu ile ikamet ettikleri veya şehitlik ya da Malûllük olayının meydana geldiği yerin Valilik veya Kaymakamlığına başvururlar. İkamet edilen yerin Valilik veya Kaymakamlığına yapılan başvurular, ilgili Valilik veya Kaymakamlıklarca şehitlik ya da malullük olayının meydana geldiği yerin Valilik veya Kaymakamlığına gönderilir. Bu gibi hallerde, olayın meydana geldiği İl veya İlçede oluşturulan Hak Sahibi Tespit Komisyonu tarafından Durum Belgesi düzenlenir ve Bakanlığa gönderilir." hükmü yer almaktadır.

Yukarıdaki hükümler çerçevesinde, belirtilen şartları taşıyanlardan, kamu kurum ve kuruluşlarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur olarak istihdam edilmek isteyenlerin, ikamet ettikleri veya şehitlik ya da Malûllük olayının meydana geldiği yerin Valilik veya Kaymakamlığına başvurmaları gerekmektedir.

5. Memurluktan Çekilenlerin Yeniden Devlet Memurluğuna Alınmaları

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 92 nci maddesinin birinci fıkrasında; "İki defadan fazla olmamak üzere memurluktan kendi istekleriyle çekilenlerden veya bu Kanun hükümlerine göre çekilmiş sayılanlardan tekrar memurluğa dönmek isteyenler, ayrıldıkları sınıfta boş kadro bulunmak ve bu sınıfın niteliklerini taşımak şartıyla ayrıldıkları tarihte almakta oldukları aylık derecesine eşit bir derecenin aynı kademesine veya 71 inci madde hükümlerine uyulmak suretiyle diğer bir sınıfta eşit derecedeki kadrolara atanabilirler." hükmü yer almaktadır.

Yukarıdaki hüküm çerçevesinde, daha önce 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur olarak çalışmış olup da iki defadan fazla olmamak üzere kendi istekleriyle memuriyetten çekilen veya bu Kanun hükümlerine göre çekilmiş sayılanlardan, yeniden memurluğa dönmek isteyenlerin, 657 sayılı Kanunun 97 nci maddesinde belirtilen bekleme sürelerini doldurmuş olmaları halinde, atanmak istedikleri kamu kurum ve kuruluşlarına başvurmaları gerekmektedir.

Bu durumda olanların, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur olarak istihdamları, durumlarına uygun boş kadro bulunması ve hizmetlerine ihtiyaç duyulması halinde, başvuracakları kamu kurum ve kuruluşlarının takdirinde bulunmaktadır.

6. Diğer Personel Kanunlarına Tabi Olanların Devlet Memurluğuna Alınmaları

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 92 nci maddesinde; "657 sayılı Kanuna tabi olmayan personelden kendi istekleri ile görevinden çekilmiş olanlar, boş kadro bulunmak ve gireceği sınıfın niteliklerini taşımak kaydı ile bu Kanuna tabi kurumlardaki memuriyetlere atanabilirler." hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm çerçevesinde, en az iki yıl çalışmış olup da görevlerinden kendi istekleriyle çekilmiş bulunan veya görev süreleri sona eren;

- 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa tabi subay ve astsubayların,

- 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanuna tabi sözleşmeli subay ve sözleşmeli astsubayların,

- 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununa tabi uzman jandarmaların,

- 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa tabi hakim ve savcıların,

- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununa tabi profesör, doçent ve yardımcı doçentlerin,

657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur olarak istihdamları; durumlarına uygun boş kadro bulunması ve hizmetlerine ihtiyaç duyulması halinde, başvuracakları kamu kurum ve kuruluşlarının takdirinde bulunmaktadır.

Ayrıca, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 92 nci maddesinde yer alan aynı hüküm gereğince aşağıda sayılanların da Devlet memurluğuna alınmaları mümkündür:

A) Uzman Erbaşların Devlet Memurluğuna Alınmaları

3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5 inci maddesinde; “Uzman erbaşlar; iki yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla sözleşme yaparak göreve başlar ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile ilgilendirilirler. Bunlardan; istihdam edildikleri kadronun görev özelliklerine göre sınıf ve branşları ile ilgili sağlık nitelikleri uygun olanların müteakip sözleşmeleri, bir yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla azamî kırkbeş yaşına girdikleri yıla kadar uzatılabilir.

Bu yaş sınırının beş yıl fazlası uzman erbaşların askerlik çağı sonudur. Barışta ve seferde bu süreye kadar yedeğe ayrılmış uzman erbaşlar yaşı en genç olanlardan başlamak üzere hizmete çağrılabilirler.” hükmü yer almaktadır.

Bu itibarla, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununa tabi uzman erbaş olarak en az iki yıl süreyle çalışmış olmak şartıyla, sağlık niteliklerini kaybetmeleri veya 45 yaşına girmiş olmaları sebebiyle görev süreleri sona erenler ile kendi istekleriyle sözleşmelerini feshetmiş olanlardan, kamu kurum ve kuruluşlarında Devlet memuru olarak istihdam edilmek isteyenlerin, atanmak istedikleri kamu kurum ve kuruluşlarına başvurmaları gerekmektedir.

B) Öğretim Görevlileri, Okutmanlar ve Öğretim Yardımcılarının Devlet Memurluğuna Alınmaları

2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 31 inci maddesine göre istihdam edilen öğretim görevlileri, 32 nci maddesine göre istihdam edilen okutmanlar ve 33 ile 50 nci maddelerine göre istihdam edilen araştırma görevlileri, uzmanlar, çeviriciler ile eğitim-öğretim planlamacılarından, kendi istekleri ile görevlerinden çekilmiş olanlar ile görev süreleri sona erenlerin, en az iki yıl süreyle görev yapmış olmaları şartıyla, kamu kurum ve kuruluşlarında boş bulunan durumlarına uygun memur kadrolarına açıktan atanmaları, başvuracakları kamu kurum ve kuruluşlarının takdirinde bulunmaktadır.

7. Emeklilerin Yeniden Devlet Memurluğuna Alınmaları

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 93 üncü maddesinde; "T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre emekli olanlardan (emeklilikle ilgili görevlere yeniden atanamayacaklar hariç) sınıfında yazılı nitelikleri taşımakta bulunanlar Kanunun 92 nci maddesi hükümlerine göre kurumlarda boş kadro bulunmak şartıyla yeniden memurluğa alınabilirler." hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan, 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi ile de herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamlarına ilişkin düzenlemeler getirilmiştir.

Yukarıdaki hüküm çerçevesinde ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesindeki şartlara uygun olarak yeniden memurluğa dönmek isteyen emeklilerin, atanmak istedikleri kamu kurum ve kuruluşlarına başvurmaları gerekmektedir.

8. Ortak Açıklamalar

Bu Tebliğde belirtilen şekillerde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur kadrolarına ataması yapılacak olanlar, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde hüküm altına alınan ve memur olmak için gerekli olan genel ve özel şartları taşımak zorundadır.

(A) ve (B) alt başlıklarında sayılanlar da dahil olmak üzere, bu Tebliğin 6 numaralı başlığı altında sayılanların Devlet memurluğuna alınmalarında, 657 sayılı Kanunun 97 nci maddesinde belirtilen bekleme sürelerini tamamlama şartı aranmaz.

Devlet memurluğuna alımla ilgili olarak yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Devlet Personel Başkanlığının, kişilerin kamu kurum ve kuruluşlarına doğrudan atanmalarını sağlama şeklinde bir görevinin bulunmaması ve ayrıca açıktan atanılacak boş kadro için gerekli olan izin, onay gibi atama prosedürlerinin ilgili kurum veya kuruluşlarca yerine getirilecek olması sebebiyle bu Tebliğde belirtilen hallerde Devlet memurluğuna atanmak isteyen kişilerin, herhangi bir kamu kurum veya kuruluşuna ait memur kadrolarına açıktan atama izni alınmasını veya atanmalarını talep etmek amacıyla doğrudan Devlet Personel Başkanlığına yazılı veya sözlü başvuruda bulunmaları hiçbir hak ve sonuç doğurmayacağından, bu yöndeki başvurular dikkate alınmayacaktır.

9. Yürürlükten Kaldırılan Tebliğler

6/6/2000 tarihli ve 24071 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununa Tabi Olarak İstihdam Edilen Uzman Erbaşların Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Atanmalarına İlişkin Tebliğ” ile 5/6/2004 tarihli ve 25483 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Devlet Memurluğuna Alınma Hakkında Tebliğ” yürürlükten kaldırılmıştır.

Tebliğ olunur.

Memurlar.Net

Friendster

Friendster

hemşire ve hasta Friendster images

Friendster images

Image hosting

Image hosting

doktor ve hasta Blog images

Blog images

MySpace

MySpace

Yorum Yaz-Oku